30 Aralık 2016 Cuma

15 Temmuz Darbe Girişimi nedeniyle; kim ne dedi, neler söylendi, neler konuşuldu - 10


2016 Türkiye askerî darbe girişimi ya da darbecilerin verdiği adıyla Yurtta Sulh Harekâtı, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan bir grup asker tarafından gerçekleştirilen askeri darbe teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı.
Bu kanlı darbenin başlangıcından itibaren darbe girişimi için kimler neler söyledi bununla ilgili bir yazı dizisi oluşturarak sizlerin bilgisine sunmaya devam ediyorum.
Bugün de Yenikapı konuşmalarına devam etmek istiyorum.
15 Temmuz 2016 gecesi Demokrasi ve milletin iradesi uğruna canlarını ortaya koyan yaralı gazilerimizin bazılarının sözlerine yer vermek istiyorum:

Yaralı Gaziler Ne dedi:

Bakan Kaya demokrasi kahramanlarını tedavi gördükleri hastanede ziyaret etti

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, terör örgütünün darbe girişimini durdurmaya çalışırken, yaralanan ve Ankara Onkoloji Hastanesi’nde tedavi altına alınan vatandaşları ziyaret etti.Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin de katıldığı ziyarette yaralı vatandaşlar 15 Temmuz gecesi darbe girişimini durdurmaya çalışırken, yaşadıkları zor anları anlattı.

Yaralılara geçmiş olsun dileklerini ileten Bakan Kaya, “Sizlerin kahramanlıkları sayesinde darbe girişimi önlendi. Kahramanca mücadelenizle gurur duyuyoruz. Allah sizleri yetiştiren annelerden de razı olsun, kahraman evlatlar yetiştirmişler dedi.
Yaralılardan Aydın Boz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısı üzerine evden çıktığını, darbecilerin bayrak salladığı eline ateş ettiğini bildirdi.

O geceyi yaşayan Boz'un abisi Ayhan Boz ise "Bakanım, yalvardım askerlere, 'Yapmayın, siz Türk askerisiniz' dedim. 20 metreden direkt sıktılar. Yanımızda 20-30 yaralı vardı. Yaralımızı vermediler bize. Hatta orada çırpındık, ambulansa almadılar. En son biri insafa geldi de yaralıyı koyduk."diye konuştu.
Bakan Kaya da Boz'un bu sözleri üzerine, "Bunca yıl saklanmışlar, asker kıyafeti içerisinde saklanmışlar." ifadelerini kullanarak, tüm suçluların en ağır cezayı alacağını vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde açılan ateş sonucu yaralanan Mesut Yapraklı, "Biz şimdi evimizde yatarsak, çocuklarımız ömür boyu rahat uyuyamayacak diye düşünerek çıktım sokağa." dedi.
Bir başka yaralı, Türksat çalışanı Bilal Davut Hasetçi de 15 Temmuz gecesi nöbetçi şoför olduğunu belirterek, yanındaki arkadaşı başını eğdiği anda kendisinin boynundan yaralandığını kaydetti.
Yaralı Bülent Kaya, darbecileri durdurmaya çalışırken, kendisini en çok etkileyen olayın ise askerlerin yaralı arkadaşlarını bile teslim etmemesi olduğunu belirtti.
Bunun üzerine Bakan Kaya, "Bunlar hain kalleş teröristler. Ben Meclis'teydim o gece. Milletin Meclisi'ni bombaladılar, başlarında FETÖ var. Sizin kahramanlığınızla, polisimizin kahramanlığıyla, medyanın dik duruşu ile bu süreci atlattık." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısının ardından, yoldan çevirdiği bir araçla Genelkurmay Başkanlığı'nın önüne giden ve burada yaralanan hastane çalışanı Nigar Kaya, şunları anlattı:

"Allah cümlemizden razı olsun, vatanımız sağ olsun. Bin şükür vatanımızı kurtardık. Onlar emellerine ulaşamadı ya bin şükür. Allah yardım etti. Rabbim meleklerini, sahabelerini, peygamberlerini gönderdi ki bugün biz böyle olabildik.
Cumhurbaşkanımız, Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı başımızdan eksik etmesin. Benden alsın ömrümü ona versin."

15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaralanan ve Yüksek İhtisas Hastanesi'nde tedavileri süren demokrasi gazileri, yaşadıkları dehşet anlarını anlattı.

15 Temmuz darbe girişimi sırasında şarapnel parçası ile göğsünden yaralanan 19 yaşındaki Yalçın Şenel, darbe olduğunu öğrenir öğrenmez abdest alıp evden çıktığını belirterek, "Haberleri takip ettim, Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımızın "sokaklara çıkın" çağrısını duyduk. Arkadaşlarımla birlikte Genelkurmay'ın önüne indim. Orada bazı yaralılar vardı ona bakıyorduk, bir anda helikopter ateş açarak geldi. Biz de yaya alt geçidine girdik, orada tekrar ateş ediyordu asker, nöbet kulübelerinden, tanklardan. Tekrar Skorsky'ler geldiğinde biz kaçarken bir anda şarapnel parçası geldi. Arkadaşım da oradaydı, beni hastaneye yetiştirdi. Tek aklımda kalan şey, insanlar yardım etmek yerine duyarsız bir şekilde telefonları açıp çekim yapıyordu. 19 yaşındayım, az buçuk tarih biliyorum, darbenin her zaman kötü olduğunu, 20-25 sene geriye götürdüğünü biliyorum. Ben bu şekilde anlayabiliyorsam, buna karşı gelmeyen zihniyet bunu anlamıyorsa bunlar insan değil. Sivil halka böyle davranmaları çok yanlış bir şey, bunlar insanlıktan nasibini almamışlar. Bir daha olsa bir daha giderim, iki defa olsa yine giderim, dört, beş defa daha olsa yine giderim. Vatan uğruna canımız feda olsun hiç sıkıntı değil" diye konuştu
"Bunlara kısas uygulanmalı, idam filan değil öldürülmeliler"
G3 mermisi ile ayağından yaralanan 48 yaşındaki Cahit Akkoç ise, bunları öldürmenin çözüm olmayacağını söyleyerek, Risale-i Nur eserlerini kullanarak insanları zehirlediklerini, devletin de Risale-i Nur'lardan istifade ederek mücadele etmesi gerektiğini dile getirdi. Uçaklar tepesinden geçtiği sırada Ulus'ta olduğunu kaydeden Akkoç, "Bize hükmetmelerini istemedim yani, benim tepkim tarifsiz bir tepkiydi, birden refleksle fırladım. İnsanların Genelkurmay Başkanlığımıza koştuğunu gördüm, o anda güzel bir hedefti, orayı basmışlardı çünkü. "Bunları korkutalım, çıkaralım buradan, bunlar ne arıyor bizim kurumlarımızda?" dedik ve koştuk. Genelkurmay Başkanlığı'nın bahçesine girdik, buradan çıkmalarını söyledik. Hakikaten korktu bizden alçaklar. Baktık ki helikopterden bizi tarıyorlar, insanlar yerlere düşmeye, kanları yerleri sulamaya başladı. Binanın içine girdik, ben binanın içine girdiğimde kılık kıyafetimden dolayı birçok kişiyi oradan çıkardı, beni de orada vurdu. Gözgöze geldim ben, 1,5 metre kadar filandı mesafe, yüzbaşı olduğunu düşündüğüm 35 yaşlarında biri beni vurdu. Sonra başıma rütbeliler üşüştüler, benden sözlü hesap sormak istediler, çok hakaret ettiler. Bunlara kısas uygulanmalı, idam filan değil öldürülmeliler, öldüren öldürülmelidir" ifadelerini kullandı.
"Helikopter tararken biz baba-oğul göğsümüzü gere gere direndik"
Darbe girişiminin yaşandığı gecede baba-oğul Necati Ekiz ve Okan Ekiz ise Genelkurmay Başkanlığı önünde yaralandı. Vücudunun farklı yerlerinden şarapnel parçası ile yaralanan baba Ekiz şunları söyledi:
"Oğlumla haberi duyunca direkt evden çıkıp arabamıza bindik. Genelkurmay'a kadar yürüdük, uçaklar, helikopterler komple üzerimizde uçuyorlardı. Tabii ki vatan için gözümüzü kırpmadan direkt içeri daldık. Gittim ama iman gücü ile gittim oraya, ölüm, o uçak, helikopter tarıyor benim hiç umurumda değildi. İçeri girdik ama keskin nişancılar herkesi vurdu zaten, gözümüzün önünde kiminin kolu, kiminin gövdesi, kiminin kafası o şekildeydi. Ben de oğluma "çıkalım" dedim. Çıktık, bir yaralı gördük onu çıkarıyordum, her yerde kan gövdeyi götürüyordu. Bir ara yaralı düştü, oğlum da ona tökezledi, yakalamaya çalıştım Okan'ı o ara patlama oldu. Oğlum, "Babam vuruldum" dedi. Ben hiçbir yerine bakmadım direkt kucağıma alıp Kızılay'a doğru götürüyordum. Şehitlerin aralarından götürdüm. Gücüm kesildi, tam düşüreceğim yerde artık dedim ki "Allah rızası için nolur yardım edin'. Dört-beş kişi geldiler 10 metre filan taşıdık, sonra bir araba gördüm, beyaz bir araba, onun plakasını bulmaya çalışıyoruz. Allah razı olsun o kişiden, bizi Çankaya Hastanesi'ne yetiştirdi. Oradan da buraya geldik. Ben burada "çocuğumu kurtarın" diye bağırıyorum, vurulduğumdan, yaralandığımdan hiç haberim yoktu. Kendimi altı, yedi gibi tedavi ettirmişim oğlumdan iyi haberi aldıktan sonra. Allah'ımıza çok şükür olsun hem devletimiz kurtuldu hem oğlum kurtuldu. Allah kimseye göstermesin. Bunlar cani, başka hiçbir şey değil. Biz o helikopter tararken gerçekten göğsümüzü gere gere baba-oğul direndik yani. Şu an olsun yine gideceğim yine oradayım. Devlet için millet için ne gerekiyorsa yapacağız, kimseye bırakmayacağız bu devleti."
"Kolum ve bacağımda his kaybı var, hiçbir zaman pişman olmadık, öbür ikisini de vermeye hazırım"
22 yaşındaki oğul Ekiz ise, herkesin dışarı çıktığını ama kendilerinin Cumhurbaşkanından açıklama beklediklerini, açıklama yapıldıktan sonra da dışarı çıktıklarını aktararak, "Cumhurbaşkanımız, "demokrasi için sokağa çıkın" dedi, biz de hiç gözümüzü kırpmadan kefenimizi üzerimize giyip çıktık. Genelkurmay Başkanlığı'nın oraya gittik, helikopterler, F-16'lar silme geçiyordu üzerimizden. Biz hala onlara inat üzerlerine gittik hepsinin. Genelkurmay'a gittiğimizde daha içeri girilmemişti, biz gittikten sonra Genelkurmay'ın bahçesinin içine girildi. Babamla kol kola gidiyorduk birbirimizi kaybetmeyelim diye oradaki ana baba gününden dolayı. Genelkurmay Başkanlığı'nın ana kapısına vurmaya başladı halk, içeriden ateş ediyorlardı, tavandan nişancılar sıkıyordu, havadan helikopter tarıyordu. Babamla biraz daha uzakta duralım dedik, biraz daha dışarı çıkarken bir bomba patladı. Ben iki tane kıvılcım gördüm, üç tane de ses duydum sadece. Biri bacağımdan girdi, biri kolumdan girdi, biri de belimden girdi. Babama dedim, "Baba ben vuruldum" diye, kendimi yere bıraktım o sırada. Zaten babam da yaralanmış, beni tuttu yere düşmeyim diye. Ondan sonra ben şehadet getirdiğimi hatırlıyorum, gerisini hiç hatırlamıyorum. Şarapnel parçaları saplanmış vücuduma, belimden girmiş böbreğimi parçalamış. Bunların tedavisi oldu burada. Bacağım ve koluma girmiş, his kaybı var, hissetmiyorum kolum ve bacağımı. Hiçbir zaman pişman olmadık, öbür ikisini de vermeye hazırım. Allah bir daha kimseye böyle bir şey yaşatmasın" şeklinde konuştu.
"Halk zaten ne yapacağını biliyor da yönetimden tek isteğim var herkese de acımasınlar"
Genelkurmay Başkanlığı'nın önünde yaralanan 26 yaşındaki Nihat Tokmak ise, "Biz askere bir şey yapamadık, askeri de seviyoruz zaten. Biraz engellemeye çalıştık tankları, uyarı ateşleri açıyorlardı, sonra işler değişmeye başladı, mermiler insanlara doğru yönelmeye başladı. Bir tanesi de bana denk geldi. Ben düşünce kendimi bırakmadım, yine kalktım araç aradım hastaneye gitmek için ama insanlar çok cesurdu orada görmeliydiniz. Ben bu kadar tahmin edemezdim. Halk zaten ne yapacağını biliyor da, yönetime bir mesajım var bizdeki cesaret onlarda da olsun yani. Herkese de acımasınlar" dedi.
"Ben gitmezsem hepimizi vuracaklar"
Vücudunun çeşitli yerlerine şarapnel parçaları isabet eden Yüksek

İhtisas Hastanesi Üroloji Doktoru Uzm. Dr. Erkan Ölçücüoğlu da yaşadıklarını şöyle anlattı:
"Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifi ile biz de kendi memleketimize, vatanımıza sahip çıkma günü deyip meydanlara geldik. Ben bu hastanede çalışıyorum, hastanem Kızılay Meydanı'na çok yakın, başta hastaneme gelip arabayı park edip meydana geçecektim. Sonra medyaya ben de teşekkür ediyorum, arabalarla meydanları kapatmak için ve tanklar yürümesin diye arabamı Kızılay Meydanı'na bıraktım. Bu arada canım oğlum, Yusuf'um 8 yaşında oğlum var, "baba gitme seni vuracaklar" demişti, "ben gitmezsem hepimizi vuracaklar" dedim. Namazımızı kılıp evden çıkmıştık, sonra geldik Kızılay'a arabayı bıraktım, araba değil canım feda. Genelkurmay'ın önüne gittik, grup olarak "asker bizim, polis bizim, vatan bizim" diye bağırdık ama onlar başka vatanın hainleri herhalde. Biz sadece onları durdurmaya çalıştık, yapmayın, etmeyin, biz ülkemizi seven insanlarız diye. Onların gözünde biz bir böcek gibiydik, öyle gördüler."
"Ne mutlu ki ülkesini seven insanlar çokmuş, daha çok seveceğim ülkemi, bir daha olsa bir daha gideceğim"
Genelkurmay'ın önünde birkaç tankı durdurduktan sonra vatan hainlerinin buna çok kızdığını ifade eden Uzm. Dr. Ölçücüoğlu, "İki buçukta gökten ateş yağar gibi helikopterden ateş etmeye başladılar. Polis kardeşlerimiz geldi, onları çok seviyoruz biz. Bir gelin arabası gibi polis arabalarını önümüze aldık beraber gidiyoruz dedik. İçeride çatışma vardı polisler, "siz dışarıda bekleyin, içeri gelmeyin" dediler. Dışarıda beklerden herhalde Skorsky'lerle ateş etmeye başladılar. Ben bir doktor olarak vurulduğumu görünce sağımı solumu kontrol ettim, vücudumun çeşitli yerlerinde şarapnel parçaları vardı. Sonra yürüyerek özel bir hastaneye gittim, oradan da kendi hastaneme geldim. Ne mutlu ki ülkesini seven insanlar çokmuş, daha çok seveceğim ülkemi, bir daha olsa bir daha gideceğim" dedi.
"Ben bir Kürt'üm, bu vatana hiçbir zaman ihanet etmedim, etmeyeceğim"
"Ben bir Kürt'üm, ben bu toprakların çocuğuyum. Ben bu topraklarda Allah'ın razı olduğu hayatı yaşamak istedim, şükür bu bayrağın altında yaşadım" diyen Uzm. Dr. Ölçücüoğlu şöyle devam etti:
"Ben bu vatana hiçbir zaman ihanet etmedim, etmeyeceğim. Kim ihanet ettiyse Allah onların belasını versin. Bütün Kürt kardeşlerime söylüyorum ben, bu vatan hepimizin, biz Asım'ın nesliyiz, nesilmiş gerçekten. İnşallah bu ülkede hep birlikte mutlu olacağız."
15 Temmuz darbe girişimi sırasında orada bulunan ve yaralanan Ömer Ünlü konuştu. Ömer Ünlü'nün tedavisi memleketi Adıyaman'da devam ediyor.
Ünlü, diğer vatandaşlar gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla sokaklara çıkmıştı.Açıklamasında oradaki halka askerler tarafından ateş açıldığını ifade eden Ünlü açıklamasında şunlara da yer verdi:

"Ordu evinden gruba ateş edildi fakat içimizde bir korku yoktu. Sanki yabancılar bizim ülkemize girmiş, yabancı bir asker bize ateş ediyor gibiydi. Çok sayıda kişi orada yaralandı. Yaralılarıarabaya koyduk. O ara parmağımdan vurulduğumu fark ettim, baş parmağım yarıdan kopmuştu. İki gün özel bir hastane de tedavi gördüm. Biz dört kişiydik, yanımdaki arkadaşların üçü şehit oldu bir ben sağ kaldım. Vatan elden gittikten sonra can olsa ne olur, olmasa ne olur. Bugün darbe girişimi olsa yine meydanlara inerim." dedi.
İstanbul'da çalışan Bayram Korkmaz, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminde yaralandıktan sonra ailesini görmek için Konya'nın Bozkır ilçesine bağlı Yazdamı köyüne geldi.
FETÖ'nün darbe girişiminde bulunduğu gece, arkadaşları ile Boğaz köprüsüne giden Korkmaz, darbe girişimcileriyle mücadelesi sırasında yaralanarak "demokrasi gazisi" oldu.
Korkmaz, yaptığı açıklamada, "15 Temmuz gecesi saat 23.00 sularında Sultançifliğin'de bir cafede arkadaşlarla beraber oturuyorduk. Televizyonda Boğaz köprüsünün askerler tarafının kapatıldığını şaşkınlıkla izledik." dedi.
Daha sonra bu olayın darbe teşebbüsü olduğunu ve sivil halkın darbe teşebbüsünü önlemek için sokaklara koştuğunu görünce arkadaşlarıyla beraber girişimi önlemek için saat 00.00 civarında Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçtiğini ve askerlerin yolu kestiği yere vardıklarını belirten Korkmaz, şöyle konuştu:
"Köprüde mahşeri bir kalabalık vardı, 7'den 70'e çocuğundan ihtiyarına ve gencine varıncaya kadar vatanını devletini ve milletini savunmak için herkes oradaydı. Kalabalıktaki arkadaşın teki sordu siz niye böyle yapıyorsunuz, siz kimin askerisiniz dedi? Bu söz üzerine askerlerin içindeki bir rütbeli hakaret ederek vatanı satıyorsunuz diye çıkıştı. Halk olarak askerlere doğru ilerlediğimizde bize silah doğrulttular ve sonrasında sivil halka ateş edilmeye başlandı. Köprüye destek için gelen askeri bir otobüsü durdurduk ve durdurma sonrası askeri otobüsten açılan silahın yerden sekmesi sonucu bir kurşunla bacağımdan yaralandım. Allah bir daha devletimize ve milletimize yaşatmasın, Allah'ım bir daha göstermesin. Bizimde bu bir gelenektir konu vatansa gerisi teferruattır. Ne arkada iki çocuk kalmış ve yarın ne olacağı pek önemli değildir. Zaten vatan olmasa namus olmaz ırz olmaz."

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminde bulunduğu gece, yıllık izinde olduğu halde Oran'daki TRT kampüsüne giden Emniyet Müdürü Asım B, darbe girişimcileriyle mücadelesi sırasında yaralanarak "demokrasi gazisi" oldu.
Yıllık izinde olan Asım B, emniyet müdürü arkadaşları Yücel K. ve Bahattin B. ile Oran'daki TRT kampüsüne giderek yayına müdahale eden askerlere engel olmak için mücadele etti. Asım B, TRT'ye ilk intikal edenler arasındaydı.
Bir polis memuruyla koordine olarak etrafta ne kadar asker olduğunu tespit eden Asım B, bu arada olay yerine gelen emniyet müdürü arkadaşları Yücel K. ve Bahattin B. ile TRT'nin kaç kişiyle ele geçirildiğini öğrendi.
Daha sonra vatandaşların da desteğiyle askerle konuşmaya çalışan Asım B. ve arkadaşları, askere "İhtilalin yanlış olduğunu, vatana ihanet olduğunu ve bu kalkışmalarının ceza almalarına sebep olacağını" anlattı.
Asım B. ve arkadaşları, İstihbarat Daire Başkanı ve personelinin desteğini de alarak vatandaşlarla askere biraz daha yaklaştı.
Kargaşa sırasında bir vatandaş ve polis memuru ile TRT'ye girmeye çalışan Asım B. de vuruldu.
Ardından vatandaş ve polisler, TRT'ye girdi. Asım B. ise gelen ambulansla hastaneye kaldırıldı.
Tedavisi tamamlanan Asım B'nin bugün taburcu edileceği öğrenildi.
Darbe girişimine tepki göstererek, Atatürk Havalimanı'nda bir tankın önüne yatan Metin Doğan o anları anlattı. Doğan: "Gördüğüm manzara beni çok etkiledi. Birden fırladım.
Metin yaptığı açıklamada, 40 yaşında bir üniversite öğrencisi olduğunu söyledi.
Zamanında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini derece yaparak kazandığını, bir yıl okuduktan sonra, kendisine uygun olmadığı düşüncesiyle okulu bıraktığını belirten Doğan, okula, 2011'de çıkan öğrenci affıyla tekrar döndüğünü dile getirdi. Bu arada, üniversite sınavlarına girecek öğrencilere matematik dersi verdiğini ifade eden Doğan, 15 Temmuz'da yaşadıklarını şöyle anlattı:
"Ben bu alçak saldırıyı duyar duymaz kendimi sokağa attım. Ankara'dan gelen misafirlerin ve kardeşim bana engel olmaya çalıştı ancak ağabeyim destek oldu. Atatürk Havalimanı önüne gitmek için taksi bulamadım. Motosiklet kullanan birini gördüm. Onu durdurdum. 'Allah rızası için beni havaalanına götürür müsün?' dedim. Gözlerimden ne kadar çok gitmek istediğimi anlayınca bunu kabul etti. Yüzünü bile tam görmedim. O kişiye, 'Bak kardeş seni tedirgin etmemek için söylemedim ancak belki de bu gece öleceğim. Bu paraya ihtiyacım yok. Al kendine benzin parası yap' dedim. Tüm ısrarlarıma rağmen kabul etmedi. Ona dualar ederek vedalaştım ve havaalanının girişinde tankları ve askerleri gördüm."
Metin, Atatürk Havalimanı önüne geldiğinde mermi sesleri duyduğunu ve uzakta telsizli kişiler gördüğünü ifade ederek, "Gördüğüm manzara beni çok
etkiledi. Birden fırladım. Askerin üzerine doğru giderken 'Ben Türk askeriyim, siz kimin askerisiniz?’ diye bağırmaya başladım. Tank durdu ve ben bağırmayı sürdürdüm. Sağ tarafımda yerde ellerinde silahlarıyla duran, sol tarafımdan kamyonun içerisinde olan askerler vardı. Bağırmaya devam ettim. Sonra tank hareket etmeye başladı. Bende tankın sağ paletinin altın yattım. Tam o sırada durdu." diye konuştu.

Metin, askerlerin tank paletinin önünden kalkması için kendisini sürekli uyardığını ve aksi takdirde vurulacağını söylediğini belirtti. Onlar bağırdıkça kendisinin de yüksek sesle, "Siz kimin askerlerisiniz?" diye sormaya devam ettiğini aktaran Metin, şöyle devam etti:
"Bu sırada tank üstüme doğru biraz hareket etti. Ben de bu sefer sol paletin önüne yattım. Tank hareketini durdurunca üzerimi çıkardım ayağa kalkarak tepkimi göstermeye devam ettim. Ondan sonra tankın üzerinde 3 kişi gördüm. 'Biz de sizdeniz' dediler. O laftan sonra sakinleştim. Ardından polis müdürü olduğunu düşündüğüm bir kişi çıkmamla ilgili bir çağrıda bulundu ve ben de tankın önünde ayrıldım. Bu arada 20 kişilik grupta bölgeye geldi."
Metin, kendi halkını öldürmeye kalkanların akıl tutulması yaşandığını vurguladı.
Olaylar sırasında ölüm anının geldiğini hissettiğini dile getiren Metin, "O ölüm anını yaşmak için bekledim. Çünkü beni sürekli uyarıyorlardı ve aksi takdirde ateş edeceklerini söylüyorlardı. Tüm hareketimin 5-10 dakika arasında gerçekleştiğini düşünüyorum. Eğer darbeciler başarıya ulaşacak olsalardı, ölmeyi ve o anı görmemeyi çok isterdim. O zaman kendimi mutlu hissedecektim. Tank üzerimden geçseydi 161 kişi gibi şehit olacaktım." şeklinde konuştu.
Metin, Türk milletinin 15 Temmuz gecesi bir destan yazdığını, Vatan Caddesi, Genelkurmay Karargahı, Özel Kuvvetler Komutanlığı gibi yerlerde kahramanlıklar yaşandığını vurguladı.

Darbe girişiminin olduğu akşam ağabeyini ziyaret için gittiği Ankara'da, televizyonda izlediği haberler üzerine AK Parti Genel Merkezi'ne gitmeye karar veren ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde helikopterden açılan ateş sonucu vücuduna isabet eden şarapnel parçalarıyla yaralanan Orhanelili Abdurrahman Kafkas, yaşadıklarını, Bursa'nın Orhaneli ilçesindeki evinde anlattı.
Kafkas 15 Temmuz akşamı olanları aktarırken evinde istirahat ettiği kanepenin hemen yanındaki sehpanın üzerinde, o geceden kalma kanlı tişört, ayakkabı ve eşofmanı ile vücudundan çıkarılan iki şarapnel parçası yer aldı.
AK Parti binasının kalabalık olduğunu, bir süre sonra buradaki kalabalığın yarısının Kızılay Meydanı'na gittiğini belirten Kafkas, "Biz Genel Merkez'de kaldık. Ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi tarafından beyaz, uzun saçlı bir ağabeyin bize doğru koştuğunu gördük. 'Allah rızası için yetişin. Tanklar Külliye'ye giriyor, hep beraber durduralım' dedi. Biz de kalabalık halinde Külliye'ye doğru yöneldik ve hep beraber koşmaya başladık. Beraber koştuğum insanlar, sanki 10 yıllık tanıdıklarımdı." diye konuştu.
Beştepe'ye ilk giden kişiler olduklarını, tankların önüne vardıklarında, askerlerin sivilleri korkutmak amacıyla hiçbir ikaz yapmadan havaya ateş açtığını aktaran Kafkas, şunları kaydetti:
"Bizim korkmaya hiç niyetimiz yoktu. Vatan sevgisinin önüne hiçbir şey geçemez. Siviller, askerlerle konuşmaya çalışıyordu. Ben de o sırada video çekmeye başladım. Vatandaş, 'Senin ne işin var burada? Kışlana git' diyordu. Askerler sanki büyülü gibiydi hiçbir şekilde cevap vermiyor, boş boş bakıyorlardı. Yaklaşık 10 dakika sonra yukarıdan bizleri taramaya başladılar. Helikopterle, uçaksavarlarla üzerimize doğru ateş etmeye başladılar. Ben o anda yaralanmışım, hiç farkında değildim. Barutun kokusuyla içim yandı ve bağırmaya başladım. Kendimi bir ağacın dibine attım. Ömrümde ilk defa tank görüyorum ve karşısına geçip onu durdurmaya çalışıyorum. Külliye'nin oradan aşağıya doğru ilerledim. Vücuduma bakmak, hiç aklıma gelmiyordu. Daha sonra aklıma ağabeyim geldi, onunla konuşurken vücudumdan kanlar aktığını gördüm."
Ağabeyine vurulduğunu söylediğini anlatan Kafkas, bir yandan da helikopterlerden ateş açıldığını vurguladı.
Tarifi imkansız anlar yaşadıklarını dile getiren Kafkas, "Ağabeyim 'Tişörtünü çıkar, bacağına sarıp bekle, geliyorum' dedi. Tişörtümü çıkardım, yırtmaya çalıştım çünkü iki bacağımda da yaralar var. Gücüm yetmedi yırtmaya." dedi.
Kafkas, bir süre sonra bağırmaya çalışsa da sesinin çıkmadığını, başının döndüğünü belirterek, şöyle devam etti:
"Arkamdaki bir ağabeye seslendim, 'Bana yardım et, burada kaldım, hareket edemiyorum' dedim. Sağ olsun geldi, bacağımı sardı. Beraber yaklaşık 100 metre yürüdük. Ben, 'Daha fazla devam edemeyeceğim, ayaklarım çok acımaya başladı' dedim. Beni duvarın dibine oturttu, dinlenmem için. Burada gözlerim karardı. 'Ben ölüyorum, bitti bu iş' dedim. Annemin, babamın bir sesini duyayım diye telefonla aramayı düşündüm ama onları telaşlandırmak istemedim. Aramaktan vazgeçtim. Daha sonra yolun karşısına geçtik. Bana yardım eden kişi, bir araba durdurdu. 'Arkadaş yaralı, hastaneye götürmemiz lazım' dedi. Ben, bacaklarımdan kanlar aktığının farkındayım, arabanın sahibine 'Araban kirlenecek. Ben Çorumlu'yum, ismim Abdurrahman Kafkas. Beni daha sonra bul' dedim. Ondan sonra arabaya bindik. Beni taşıyan ağabey, hastaneye kadar hiçbir şekilde elimi bırakmadı. Beni kendime getirmeye çalıştı, destek verdi. Yolun kapalı olduğu yerlerde çıkıp yolu açtı."
- TOBB ETÜ Hastanesi'nde tedavi altına alındığını anlatan Kafkas, "Bana yardım eden kişi, ağabeyimle görüştü ve onu hastaneye yönlendirdi. Ardından ağabeyim geldi. Sabah 09.00'a kadar 6-7 kere bomba sesine uyandım. Sabaha kadar hastane civarlarını bombaladılar. Şimdiye kadar PKK'ya atılmamış bombaları TBMM'ye, Külliye'ye, insanlara attılar. Çok değişik bir duygu. Hastanede yatarken, herhalde hastane üzerimize yıkılacak dedim. Böyle bir sallanma yok. Şişeler, tabelalar düşüyor. İnsanlar panik halinde." dedi.
Vurulduğunda birçok insanın yerde yattığını kaydeden Kafkas, "Bir teyze ve amcayı tank, bellerine kadar altına aldı. Onlar can havliyle durmaya devam ettiler ama tank, bir adım geri çıkmadı. Onlar, altında can çekişiyordu. Bunları yapan ne Türk, ne de Müslümandır. Hiçbir şekilde bizden olamazlar." diye konuştu.
Vücuduna 22 şarapnel parçası isabet ettiğini vurgulayan Kafkas, "Şarapnel parçaları, daha çok bacaklarıma isabet etti. Belden yukarıda iki tane sıyrık var, kollarım ve göğsümde. Ayağımdaki ikisi ameliyatla alındı. Diğer şarapnelleri almak doku hasarına yol açacağı için 20'si vücudumda kalacak. Bunlarla yaşayacağım, bunlar benim şeref madalyam." ifadelerini kullandı.

Kafkas, kendisini hastaneye götüren kişinin isminin "Harun" olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Ona bir can borcum var. Onunla görüşmek istiyorum. Benim 3 ağabeyim var, kabul ederse dördüncü ağabeyim olmasını istiyorum. Çok değişik bir duygu. Ölüme en yakın olduğunuz anda biri sizi oradan çıkartıp alıyor. Bu insanla ben ömür boyu dost olmak isterim. Şimdiye kadar Çanakkale destanları anlatılırdı. İnsanın aklı almıyordu ölmeye nasıl gidilir. Söz konusu vatan olunca insanın gözü hiçbir şey görmüyor. Ölsem de fark etmez, vatanıma, Cumhurbaşkanımıza feda olsun. Bir can, bundan ötesi yok. Ben normalde fazla koşamam ama soluksuz bir şekilde tankların önüne vardık. Dünyaya çok güzel bir mesaj verdik ve ben de bunun içindeyim. Çorbada bir tuzum var, ne mutlu bana. Ailemin, ağabeylerimin, sevdiklerimin yüzüne alnım açık, başım dik bakabiliyorum. Annem de babam da 'Niye gittin' demedi. Benimle gurur duydular. Gittiğim için annem teşekkür etti, 'Gitmeseydin üzülürdüm' dedi."
En büyük isteklerinden birinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek olduğunu dile getiren Kafkas, "Bir Türk genci olarak Cumhurbaşkanımızın her zaman yanında olmak isterim. Onun yanındaki yaverlere, ihanet eden sözde askerlere sesleniyorum, biz Cumhurbaşkanımızın yanında olmak için canımızı veririz." ifadesini kullandı.

Haliliye Kaymakamı Sayın Yusuf Ziya ÇELİKKAYA, 15 Temmuz gecesi İstanbul’da gazi olan Mehmet DEVRAN’ı Makamında Kabul etti.

15 Temmuz gecesi Fethullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY tarafından yapılan darbe girişiminde sokağa çıkarak darbe karşıtı gösteriler sırasında yaralanan Mehmet DEVRAN yaşananları İlçemiz Kaymakamı Sayın Yusuf Ziya ÇELİKKAYA’ya anlattı.
Demokrasiye sahip çıkmak ve vatan uğruna şehit olmak için sokaklara çıktıklarını ve İstanbul Saraçhane’de darbecilerin halkın üzerine ateş etmeleri sonucu yaralandığını ifade eden Gazimiz Mehmet DEVRAN vatan uğruna şehit olmak için her zaman hazır olduğunu belirtti.
İlçemiz Kaymakamı Sayın Yusuf Ziya ÇELİKKAYA ise: “Vatanına ve demokrasiye sahip çıkan milyonlarca vatandaşımıza darbe girişimine karşı gösterdikleri dik duruşlarından dolayı müteşekkirim. Bu hainliğe karşı çıkan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, aileleri ve milletimize sabır, gazilerimize de acil şifalar diliyorum, her zaman şehit aileleri ve gazilerimizin yanında olacağız” dedi.

İstanbul'da yaşayan 36 Yaşındaki Nevşehirli Kahraman Gurbetçimiz Ersoy Kabaktepe, 15 Temmuz Darbe girişimi anında yaşadıklarını açıkladı. 16 Yaşında iken, Nevşehir'in Derinkuyu ilçesine bağlı Yazıhüyük kasabasından kader meleğinin kanatlarında ekmek kapısı için gittiği İstanbul'a yerleşerek, 20 yıldır İstanbul da yaşamını sürdüren 36 yaşındaki Nevşehirli vatansever gurbetçimiz Ersoy Kabaktepe, Ümraniye'de ki özel bir şirkette bölüm sorumlusu olarak çalışıyordu. Demokrasi Gazimiz Ersoy Kabaktepe, Evli ve üç çocuk babası. 15 Temmuz 2016 Cuma gecesi Saat : 01.00 sularında Boğaziçi köprüsünde (15 Temmuz Şehitler Köprüsü) darbeci askerlerce hain saldırıda açılan ateş sonrası göğsünden vurularak Gazi olan Nevşehirli Demokrasi Gazimiz Ersoy Kabaktepe , Ümraniye Araştırma hastanesinde geçirdiği iki ağır ameliyat sonrası taburcu olarak evinde tedavi altına alındı. Gazimizin şuan sağlık durumu iyi. Nevşehirli Gazimiz Ersoy Kabaktepe: "Evlatlarım Babasız Kalsın, Ama Vatansız Kalmasınlar!"
15 Temmuz Darbe Girişiminde yaşadıklarını o anları şöyle anlattı: Allah bir daha vatanımıza milletimize bu acıları bir daha yaşatmasın diyerek başlıyor sözlerine.. O gün akşam iş'ten Ümraniye'deki evime gelmiş pijamalarımı giyerek eşimle birlikte televizyon izliyordum. O saatte Çocuklar uyumuşlardı. Darbe kalkışma anını ilk olarak televizyondan öğrendim. Ekranlarda Boğaziçi köprüsü, havalimanı ve tankları gösteriyordu. Başbakanımızın Darbe Kalkışması şeklindeki açıklmasını alt yazıda gördüm. O sırada beynimden vurulmuşa döndüm Bu kadar huzurlu, herşeyin güzel gittiği ülkemde böyle bir kalkışma neden nasıl olurdu? Kimdi bu hainler ? Artık öyle oldumki sanki başımı iki taşın altına koyup eziyorlar Kendimi çok kötü hissettim. İşte tam o anda Televizyondan Başkomutanımız, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Cep telefonuyla ekranlara yaptığı açıklamasında herkesi sokaklara, havalimanına, köprüye, meydana davet etmesiyle birlikte artık bir dakika bile evde duramazdım. O an ne 3 çocuğum ne eşim ne ailem hiçbiri aklıma gelmedi. Tek düşüncem Vatandı, Bayraktı, Devletti Aziz milletimizdi. Üzerimde eşofmanım vardı. Hemen pantolon ve tşörtümü giyip sokağa çıkıp, motorsikletime binerek Ümraniye'de ki evimden E 5 e doğru gittim. Boğaziçi köprüsünde halkın üzerine ateş atıyorlarmış haydi oraya gidip tanklara el koyup, oradakileri teslim alalım dedik. Motorsikletime binerek gişeler mevkisine yaklaşıp emniyet şeridinden karşı yaya kaldırıma geçtiğimde ateş sesleri geldi . Bu esnada çok sayıda yaralı ve şehitlerimiz vardı. Ambulansların girmesine bir grup pelsinvanya askerleri izin vermeyince, Onları teker teker kucaklayarak özel sivil araçlarla taşımaya çalıştık. O an şahit olduğum ve beni çok etkileyen hayatım boyunca gözümün önünden gitmeyecek bir olaya şahit oldum. Hemen köprünün o bölümünde Başından vurulmuş bir vatandaşımız yerde yatıyordu . Yüzünde öyle bir tebessüm vardıki, yüzü gülüyordu adeta, insanı ölüme imrendirecek bir andı gördüğüm manzara. O esnada bir kaç dakikalığına da olsa ateş kesilmişti ,Yeniden Türk bayrağı açılmıştı tekbir getirip asker kışlaya vatan bölünmez derken bir defa daha üzerimize ateş açıldı. Bir yaralının yanına gittim bacağından vurulmuştu yanına gittim çok duygulandım ben iyiyim yanımdaki arkadaş daha ağır deyip ona yönlendirdi. Göğsünden yaralanmıştı vatandaşımız Onu oradaki araca bindirdik yerdeki büyük bayrağı bu kez biz alarak taşımaya başladık. Artık en ön saflardaydık bizden başka kimse yoktu önümüzde. Aramızdaki Mesafe iyice yakınlaşmıştı Askerleri ikna etmeye çalıştık. Artık gözümüz hiçbirşey görmüyordu. Şehit olacağımızı yaralanacağımızı biliyor ve çoktan razıydık buna. Karşıdan G 3 ile ateş açıldı, Mermi önce yanımdaki arkadaşı vurdu kucağıma düştü. O an bacaklarımın arasına alarak sarıldığım sırada, bende bir acı, vücudumda sıcaklık hissettim ve baktım ki üzerimde kan var. Göğsümden Vurulduğumu anladım. Hemen göğsüme elimi bastım. Bir taraftan kelimeyi şehadet getirdim bir taraftanda bildiğim tüm sure ve dualar okudum. O an sadece Tek şey aklımda idi. O da vatanım... Yerde uzanmıştım kucağımda o hainlerce vurulmuş durumu ağır olan bir kişi yatıyordu. O sırada sağımdan solumdan yanımdan sürekli mermiler geçiyordu.Tam o sırada vurulduğumu gören vatandaşlarımız tarafından beni sivil araca bindirerek hastaneye götürdüler, yanıma bir kişi daha bindirdiler onun durumu daha ağırdı birisi başımı tuttu sakin ol telaş etme yaran ağır değil kurtulacaksın diye moral verdiler sonra hastaneye yakın yerde ambulansa verdiler sonra Ümraniye eğitim ve araştırma hastanesinde ameliyata aldılar. Sonrasını pek hatırlamıyorum gözümü açtığımda darbe oldumu biz başardık mı diye sormuşum doktora... Doktor beyde çok şükür Darbe girşimi başarısız oldu başardınız diyerek müjdeyi verdi. Gazi:Vatan elden gittikten sonra can olsa ne olur, olmasa ne olur. Bugün darbe girişimi olsa yine meydanlara inerim." dedi. Hiç önemli değil, yine olsa yine vatanımız için canımızı veririz, millet olarak yine elimizden geleni yaparız" ifadelerini kullandı
Hastanede 6 gün kalıp iki ameliyat oldum. Biz Vatanımız , Bayrağımız, Ezanımız, Milletimiz , Devletimiz için yaşıyoruz, Allah göstermesin ama bugün böyle hain bir girişim olsa yine giderim.Hiç pişman değilim çok gururluyum. 7 Ağustos'taki Yenikapı Demokrasi ve Şehitler Mitingine bende gitmek istiyorum dedim ama, Doktorlarım izizn vermediler sağlık durumumun şuan için uygun olmadığını söyledi. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, Öleceksek adam gibi ölelim vatan bayrak olmadıktan sonra, çocuğumun yanında babası olsa ne olur olmasa ne olur. Bırakın evlatlarımız Babasız kalsınlarda yeterki vatansız kalmasınlar..
'Kazan, demokrasi savaşında gazi olmuştur'
ANKARA Valisi Mehmet Kılıçlar, darbe girişiminde 4’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan kalkan F-16’ları engellemeye çalışırken 9 şehit ve 82 gazi veren Kazan ilçesine ilişkin olarak, “Ankara'da Kazanlılar destan yazdı. Kazan demokrasi savaşında artık hakikaten gazi olmuştur" dedi.
Vali Mehmet Kılıçlar, İl Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan İlçe Kaymakamı Engin Aksakal ve Kazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk ile birlikte dün gece Kazan Hamdi Eriş Devlet Hastanesi’nde tedavi gören demokrasi kahramanlarını ziyaret etti.
Kazan Hamdi Eriş Devlet Hastanesi’nde gazileri ziyaret eden Vali Kılıçlar, yaralılarla sohbet ederek, darbe girişimi sırasında yaşadıklarına ilişkin bilgi aldı. Kılıçlar ve beraberindekilerin, gazi Osman Aydın’ı ziyareti sırasında duygusal anlar yaşandı. Aydın’ın 4 yaşındaki torunu Gökçen Buğlem, Vali Güler’in okuduğu 'Bayrak' şiiri, dinleyenlerden büyük alkış aldı.

Vali Kılıçlar, darbe girişimi sırasında 4’ncü Ana Jet Üs Komutanlığı’ndaki duruma ilişkin olarak, emniyet yetkilileri ve Kazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk’le irtibat halinde olduklarını söyledi. Korkusunun, komutanlık önünde bekleyen vatandaşlara ateş açılması olduğunu söyleyen Vali Kılıçlar, “Maalesef korkum gerçek oldu. Şu anda 80'e yakın Kazanlı gazimiz ve 9 şehidimiz var. Allah'tan şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza geçmiş olsun diyorum. Kazan, demokrasi savaşında hakikaten artık gazi olmuştur. Allah hepinizden razı olsun, hepinize teşekkür ediyorum. Çok şükür yaralılarımızın durumu iyi, hepsi aynen bir daha olsa yine gideriz diyorlar. Vatan sevgisiyle dolu insanlarımız. Biz bu 15-16 Temmuz’da bu işi tersine çevirdiysek milletçe bu milletle beraber çevirdik. Ankara'da da Kazanlılar destan yazdı, ben kendilerine çok teşekkür ediyorum şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum diye konuştu.
Vali Kılıçlar, daha sonra Kazan Belediyesi’ni ziyaret ederek '15 Temmuz Anı Defteri'ne 'Kazanlı hemşerilerimizin otomatik silahların üstüne hep birlikte yürümelerine ve şehadetlerine şahit olduk. Kazanlı 9 şehidimize ve bütün şehitlerimize rahmet 82 yaralımıza acil şifalar diliyorum. Kahraman hemşerilerime ve onların önderi Belediye Başkanımıza selam olsunö diye yazdı.

Milli karateci Vildan Güvercin

Milli formasını giyerek sokağa çıktıktan sonra annesi ve babasıyla birlikte şarapnel parçalarıyla yaralanan milli karateci Vildan Güvercin’in hikâyesi de anlatılıyor. Güvercin, “Benim, uğruna maçlarına çıktığım, uğruna ter döktüğüm bayrağım olmadığı sürece yaşamamın bir anlamı yok. O yüzden evden çıkarken bir an bile düşünmedim. Bomba seslerini, silah seslerini duyunca dahi geri dönmek de hiç aklımızdan geçmedi. Kanlı formamı ömrüm boyunca saklayacağım” ifadelerini kullandı.

Süleyman Tok

Darbe girişimine karşı Ankara’da demokrasi yürüyüşüne katılan Çaykara’nın Yeşilalan mahallesinden Süleyman Tok Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine manevi duygularla sokağa çıktığını vurgulayarak “Sabah namazını kıldım ve Kur’an okudum. Annemi rüyamda görmüştüm, elimden tutmuş gülümsüyordu bana. Sonra çıktım evden. Şehit olmaya gitmiştim ama gazi oldum.” ifadelerini kullandı.
Süleyman Tok’un vücuduna iki mermi isabet etti. Mermilerden biri kalçayasına isabet ederken diğer mermi ise kalın bağırsaklara isabet ederek hasar verdi
Demokrasi şehitlerimize Allah’tan rahmet demokrasi gazilerimize de acil şifalar diliyoruz

“Cideli İki kardeşten biri şehit diğeri gazi oldu”

Milletvekili Murat Demir'in, aynı zamanda köylüsü ve akrabası olan ve Başkent Hastanesinde tedavi gören Oğuz Ayanoğlu, aynı gecede kardeşi Onur Ensar Ayanoğlu'da, açılan direk ateş sonrası boğazından vurularak şehit edilmişti. İki kardeş Onur ve Oğuz Ayanoğlu, 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe kalkışmasında yaralanan bir arkadaşlarını almak için Boğaziçi Köprüsüne gittikleri esnada bir gurup hain askeri personel tarafından yaylım ateşine tutuldular. Açılan ateşte Onur Ensar Ayanoğlu, orada hemen şehadet şerbetini içerken, kardeşi Oğuz Ayanoğlu ise baldırından vurularak yaralandı. Yaşanan olayda yaralanan Oğuz Ayanoğlu, o geceyi Milletvekili Demir'e anlattı. Ayanoğlu, "Bizim silahımız falan yoktu bize niye ateş ettiler ki" derken gözleri yaşlanıp, uzaklara dalması, ziyarete katılan herkesi tarifsiz bir hüzne boğdu. Milletvekili Murat Demir yaralı gaziye taziyelerini sunarken, "Bunları yapanların Allah belasını versin. Gereken ne varsa yapılacak haklarında" dedi.
"Tekbir getirenlere kurşun sıktılar”
Genelkurmay Başkanlığı'nın yerini bilmediği için sorarak bulduğunu söyleyen Atilla Yüce "Orada sivil polislerimiz karşımıza çıktı. Kardeşler dedi bu ülkeyi kurtarabilecek birileri varsa oda bu millet. Şuan cayır cayır bizi öldürüyorlar, hiç acımaları yok. Sonra tam Genelkurmay Başkanlığının önünden geçiyoruz, baktık bütün askerler siperde. Yapmayın diye bağırmaya başladık. Tekbirler getirerek ilerlemeye başaldık. Sonuçta tekbir getiriyoruz. Sen yüzde 99’u müslüman olan bir ülkede yaşıyorsun. İnsanın tekbire saygısı olmaz mı? Tekbir getirenlere ateş açıyorlar. Öncesinde darbeye karşı gelen sivilleri kobra gelmiş taramış, . Çok zayiat vardı. Dediler ki toplanın bir kez daha Genelkurmay Başkanlığı’nın önüne gidiyoruz. Bir anda kobra tekrar taramaya başladı. O arada insanlar can havliyle kendilerini korumaya çalışıyorlardı. Bende Genelkurmay Başkanlığı’nın tam karşısındaki üst geçidin altında merdivenlerin orada siper aldım, elli kişilik bir gruptuk. Birtane topun namlusu bize çevriliydi. Sabaha kadar o namlu bize çevrili kaldı ve orada bulunanları tek tek vurdular. F16 üzerimizden taciz uçuşu yaptı. Çok sayıda yaralı vardı ambulans gelemedi çünkü ambulansı da taradılar. Sivil araçlar geldi sivil araçları taradılar. Yaralıları sivil araçlar götürdü hastaneye. Biz Genelkurmay Başkanlığı’nın tam karşısındaydık bizi görüyorlardı. Tek tek avladılar bizi. Merminin biri ayağımdan girip çıktı. Biride kaval kemiğimi kırıp çıkıyor. Ben şanslıydım, bir dakika içerisinde ambulans geldi. Ve hastaneye kaldırıldım." diye konuştu.

Barış Gülhan

Zonguldak'ın Ereğli ilçesinde yaşayan ve 15 Temmuz 2016 akşamı yaşanan darbe teşebbüsünde İstanbul'da üzerine çıktığı tankın hareket etmesi sonucu yere düşerek yaralanan Barış Gülhan, yaşadığı o anları anlattı. 15 Temmuz 2016 akşamı İstanbul'da darbe teşebbüsüne karşı sokağa çıkan ve üzerine çıktığı tankın hareket etmesi sonucu düşerek ayağı kırılan Barış Gülhan, iki hafta sonra yaşadığı Zonguldak'ın Ereğli ilçesine geldi. Koltuk değnekleri ile demokrasi nöbetine katılan Gülhan, getirdiği Türk bayrağını salladı. Babasının tedavisi nedeniyle 15 Temmuz'da İstanbul'da bulunan ve akrabalarının evinde kalan Gülhan, gazetecilerin sorularını cevapladı. E-5 üzerindeki tankın üzerine çıktığı sırada tankın hareket etmesiyle birden dengesinin bozulduğunu ve yere düştüğünü, düşme sonucunda da ayağının kırıldığını anlatan Gülhan, millet olarak o gün orada yapılması gerekenleri yaptıklarını ifade etti. Gülhan, "Evde oturuyordum. Özgürlüğümüze olan darbeyi görünce ister istemez başımızdan aşağıya kaynar sular döküldü. Evdekilerden müsaade aldım, helallik aldım. Arkadaşlarımla telefonlaştım. Beni almalarını söyledim. Boğaz Köprüsü'ne niyetlenmiştim. Oraya gitmek istiyordum. Arkadaşlar gelene kadar hayli bir süre geçti. Niyetimde Boğaz Köprüsü varken E-5 üzerinde Maltepe Küçükyalı yakınlarında 2 tane tank vardı. O tanklarla ilgili millet olarak gerekli çalışmayı ve mücadeleyi yaptık. Oradaki askerlere de telkinde bulunduk. 'Yapmış olduğun iş yanlıştır. Devletine ve milletine teslim ol. Gittiğin yol yol değildir' diye anlatmaya çalıştık. Bir tane arkadaş orada olayın farkına vararak tankı etkisiz hale getirdi, kendisi bıraktı. İkinci tanka geçtik. Yine hep bir ağızdan millet olarak üzerindeydik. O ara nasıl olduysa aniden tankı geri hareket ettirdi. Öne doğru tankı hareket ettirirken aracı altına aldı. Araçla birlikte orta refüje vurdu. O ara ben tankın üzerindeydim. Dengemi kaybettim. O atlayışta ayağım kırılmış. Onun farkında değildim. Oradaki tanklar çok şükür hedefine ulaşamadı. Tekrar ters istikamete doğru gitti.
Arkadaşlarımızla organize olup Boğaz Köprüsü'ne gittik. Boğaz Köprüsü çok farklıydı. F-16'ların bizzat tepemizden geçtiği, Skorsky helikopterlerinin geçtiği, tank ve top sesleri, silah seslerinin birebir yaşandığı yerlerdendi. Oradaki duygu çok farklı. Elinizde herhangi bir cisim olmadan sadece millet ve vatan için Allah için, iman için ve iman aşkı ile sokaklardaydık. Hiç kimseye zarar verilmedi. Orada kendimiz zarar gördük. Kendi canımız yandı. Ama kimsenin canı yanmasın dedik. Millet olarak o gün orada yapmamız gerekeni yaptık" dedi. “Çanakkale duygusunu orada yaşadım” Tankların üzerindeyken Çanakkale'de yaşanan kahramanlık destanlarının aklına geldiğini ve o duyguyu orada yaşadığını kaydeden Gülhan, "Çocukluğumda geçen bir anı vardı. Bizim atalarımız nasıl oluyor da kılıca korkusuzca gidiyordu. Ben o gün orada o duyguyu tattım. Ben orada o tankın, oradaki durumun, atmosferin, üstümde dolaşan F-16'ların geçmesi, tankın top sesi, keskin nişancı sesleri, orada milletin karakollara etten duvar olduğunu gördüm. Orada tamamıyla Allah'tan. Normal şartlarda bir insanın gidip de o tankın üzerine çıkma şansı yok. Ama orada yeter ki bu millet, bu vatan eski günlerine dönmesin, herkes karınca kararınca, gücümüz yettiğince sesimizi çıkartmış olduk" diye konuştu.

Mustafa Zorova

Darbecilere engel olmaya çalışırken bacağından yaralanan 70 yaşındaki Zorova, gerekirse vatan ve millet için hiç tereddüt etmeden yeniden sokağa çıkacağını söyledi.
Sosyal medyada adeta fenomen haline gelen 9 çocuk ve 15 torun sahibi 70 yaşındaki Mustafa Zorova, tedavi gördüğü Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen ameliyatların ardından açıklama yaptı.
Zorova, yaşadıklarını şöyle aktardı:
"Allah'a bin şükür, sıhhatim şimdi iyi. Sıhhatim hakkında bir diyeceğim yok. Bize bunları yapanların bizden çekeceği var. Hiç ortada bir şey yokken Kazan Belediyesinin önünden indiğimiz gibi ama albay, ama binbaşı hiç sormadan 'Bunlar buraya baskına geldi' diye taradılar. Asker değil ama asker atmadı. 'Sen dedene, nasıl silah doğrultursun, hiç mi acıma yok sende?' dedim. Usulca asker dedi ki 'Ne yapalım amca, emir verdiler. Ben vurmasam, o beni vurur' dedi."
"Bayrağıma bir dokun, pencereden aşağı şu vaziyette atarım seni"
Tedavi gördüğü hastanede üç ameliyat geçirdiğini, genel sağlık durumunun iyi olduğunu dile getiren Zorova, yaşadığı sıkıntılara rağmen bir kez pişmanlık duymadığını vurguladı.
Zorova, "Şimdi ayağım iyi olsun, ayağa kalkayım, böyle bir durumu şimdi duyayım yine giderim. Hiç tereddüt etmem vatan ve millet için. Gözümü kırpmam, istersem yüz yaşımda olayım. Şimdi 70 yaşındayım. Her zaman aynı şekilde yine giderim. Yeter ki millet, devlet el ele beraber olsun. Dimdik olunsun. Bırak bacağımı, canımı versem helal olsun bu devlet için." dedi.
Basın kuruluşlarından da dik durmalarını isteyen Zorova, şu değerlendirmede bulundu:
"Özellikle sizler, televizyoncular dimdik olsun. Dosdoğru çeksin, dosdoğru vazifesini yapsın. Dünyada bizi kimse yenemez, kalleşlik olmazsa. Zaten, bizi hep kalleşlikle yendiler. Dimdik durursak bize kimse dokunamaz. Çünkü, bizde iman var, iman. Şu bayrağıma bir dokun da bir dene. Elle bir, pencereden aşağı şu vaziyette atarım seni. Önemli olan devlet, millet sağ olsun, el ele olsun kardeş gibi. Zaten, kardeş değil mi? Hepsi, aynı kardeş. Ama bunlar ne olacak? Bunları yapanın devlet inşallah, üstünden gelecek. Hepsini tek tek içeri tıktı. Esas, bizim gibi gazilere onları bir verecekler. Şu sağlam bacağımla onları hak ederim, hem de tepe tepe."

Gazi Orçun Şekercioğlu

Gazi Orçun Şekercioğlu, Cumhurbaşkanlığı himayesinde, İstanbul Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi desteğiyle Yenikapı Miting Alanı'nda düzenlenen "Demokrasi ve Şehitler Mitingi"nde katılımcılara 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını anlattı.
Darbe girişimini ilk haber aldığında, arkadaşlarıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konutunun bulunduğu Kısıklı'ya hareket ettiğini belirten Şekercioğlu, Kısıklı'da ciddi bir kalabalığın oluşmasından sonra Boğaziçi Köprüsü'nün işgal edilmeye çalışıldığını duyduklarını ve aralarında yaptıkları istişare sonucu arkadaşlarıyla Boğaziçi Köprüsü'ne doğru yola çıktıklarını ifade etti.
Niyetlerinin işgale son vermek ve köprüyü darbecilerden kurtarmak olduğunu dile getiren Şekercioğlu, şöyle devam etti:
"Niyetimiz işgale son vermek, Boğaziçi Köprüsü'nü darbecilerden kurtarmaktı. Ancak gişelere yaklaştığımızda, bizden önce giden grubun üzerine ateş açıldığını gördük. Orada vurulanlar, yaralananlar, şehit olanlar ve düşenler oldu. Biz de arkadaşlarımızla, ellerimizdeki taşlarla tankların üzerine yürümeye başladık. Onların tankları, tüfekleri vardı. Bizim imanımız vardı. Tankların üzerine yürümeye devam ettik. Bizim grubumuza açılan ateşte, biz de maalesef o hain kurşunlardan nasibimizi aldık. Akabinde arkadaşlarımız bizi hastaneye götürebilmek için bir mücadeleye giriştiler. Yoğun bir ateş hattı vardı. Öyle ki bindirildiğim aracın kurşunlandığını ve tarandığını hatırlıyorum. Arkadaşlarımdan biri bacağıma tampon yaparken, diğeri alnımdan öptü ve bana unutamayacağım şu sözleri söyledi; 'Kardeşim, sen vuruldun. Allah şehitlik nasip ederse, hakkım helal olsun. Fakat ben kalıyorum. Bu ablukayı kırmak zorundayız. Darbelerle çarpışmaya devam edeceğim' dedi. Allah tüm milletimizden razı olsun."
Orçun Şekercioğlu, yarası ağır olmasına rağmen doktorların ve hastane çalışanlarının kendisini hızla iyileştirmeye çalıştığını ifade ederek, "Aslında benim burada anlatmaya çalıştığım, o gün sokaklarda ve meydanlarda olan milyonların anlatmaya çalıştığıdır. 15 Temmuz gecesi yeni bir Çanakkale, yeni bir istiklal mücadelesine şahit oldu." diye konuştu. Darbe girişiminin yaşandığı gece vurulanlar olmasına rağmen hiç kimsenin kaçmadığını aktaran Şekercioğlu, hatta vatandaşların bir adım ileri gittiğini vurguladı. Vurulanların yerini hemen başka bir vatandaşın doldurduğunu aktaran Şekercioğlu, şunları kaydetti:
"Ayrıca o gece yollarda, köprülerde, meydanlarda Allah'a hamdolsun ki 79 milyonun sesi vardı. FETÖ mensupları bu milletin sineceğini, korkacağını ve meydanlara inmeyeceğini hesap etti. Fakat o karanlık gecede Alevisi, Sünnisi, başı açığı, başı kapalısı, genci, yaşlısı, Türkü Kürdü, AK Partili'si, MHP'lisi, CHP'lisi ayırt etmeksizin herkes, İstanbul ve tüm Türkiye'nin meydanlarını doldurdu. Rabbimize hamdolsun ki o gece kahraman, büyük bir milletin parçası olduğumu bir kez daha gördüm ve bundan dolayı da gurur duyuyorum. Bugün karşımda gördüğüm muhteşem manzara, hamdolsun ki o darbeci hainlerin ve onları maşa olarak kullananların başarısız olduğunu gösteriyor. Rabbimize hamdolsun, Rabbim bu birlikteliği, 79 milyonun bu kardeşliğini daim kılsın, bize bir daha bu kötü günleri yaşatmasın."

Yaralanarak gazi olan vatandaşlarımızın söyledikleri sözleri ve vermek istedikleri mesajları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1-Cumhurbaşkanımızın "sokaklara çıkın" çağrısını duyduk. Arkadaşlarımla birlikte Genelkurmay'ın önüne indim.
2-Biz şimdi evimizde yatarsak, çocuklarımız ömür boyu rahat uyuyamayacak diye düşünerek çıktım sokağa.
3-Yalvardım askerlere, 'Yapmayın, siz Türk askerisiniz' dedim. 20 metreden direkt sıktılar.Tekbir getirenlere kurşun sıktılar.
4-Bin şükür vatanımızı kurtardık. Onlar emellerine ulaşamadı ya bin şükür. Allah yardım etti.
5-Tek aklımda kalan şey, insanlar yardım etmek yerine duyarsız bir şekilde telefonları açıp çekim yapıyordu.
6-Bir daha olsa bir daha giderim, iki defa olsa yine giderim, dört, beş defa daha olsa yine giderim. Vatan uğruna canımız feda olsun hiç sıkıntı değil.
7-Genelkurmay'a kadar yürüdük, uçaklar, helikopterler komple üzerimizde uçuyorlardı. Tabii ki vatan için gözümüzü kırpmadan direkt içeri daldık.
8-Kolum ve bacağımda his kaybı var, hiçbir zaman pişman olmadık, öbür ikisini de vermeye hazırım.
9-Medyaya ben de teşekkür ediyorum, arabalarla meydanları kapatmak için ve tanklar yürümesin diye arabamı Kızılay Meydanı'na bıraktım.
10-Ne mutlu ki ülkesini seven insanlar çokmuş, daha çok seveceğim ülkemi, bir daha olsa bir daha gideceğim.
11-Oğlum :"baba gitme seni vuracaklar" demişti, "ben gitmezsem hepimizi vuracaklar" dedim. Namazımızı kılıp evden çıkmıştık.
12-Ben bir Kürt'üm, ben bu toprakların çocuğuyum. Ben bu topraklarda Allah'ın razı olduğu hayatı yaşamak istedim, şükür bu bayrağın altında yaşadım.
13-Bütün Kürt kardeşlerime söylüyorum ben, bu vatan hepimizin, biz Asım'ın nesliyiz, nesilmiş gerçekten. İnşallah bu ülkede hep birlikte mutlu olacağız.
14-Köprüde mahşeri bir kalabalık vardı, 7'den 70'e çocuğundan ihtiyarına ve gencine varıncaya kadar vatanını devletini ve milletini savunmak için herkes oradaydı.
15-Eğer darbeciler başarıya ulaşacak olsalardı, ölmeyi ve o anı görmemeyi çok isterdim.
16-Annem de babam da 'Niye gittin' demedi. Benimle gurur duydular. Gittiğim için annem teşekkür etti, 'Gitmeseydin üzülürdüm' dedi."
17-Evlatlarım Babasız Kalsın, Ama Vatansız Kalmasınlar!
18-Hastanede 6 gün kalıp iki ameliyat oldum. Biz Vatanımız , Bayrağımız, Ezanımız, Milletimiz , Devletimiz için yaşıyoruz, Allah göstermesin ama bugün böyle hain bir girişim olsa yine giderim.Hiç pişman değilim çok gururluyum.
19-Bomba seslerini, silah seslerini duyunca dahi geri dönmek de hiç aklımızdan geçmedi. Kanlı formamı ömrüm boyunca saklayacağım.
20-Şimdi ayağım iyi olsun, ayağa kalkayım, böyle bir durumu şimdi duyayım yine giderim. Hiç tereddüt etmem vatan ve millet için. Gözümü kırpmam, istersem yüz yaşımda olayım. Şimdi 70 yaşındayım.
21-15 Temmuz gecesi yeni bir Çanakkale, yeni bir istiklal mücadelesine şahit oldu.
22-Darbe girişiminin yaşandığı gece vurulanlar olmasına rağmen hiç kimsenin kaçmadığı görüldü.
23-Rabbimize hamdolsun ki o gece kahraman, büyük bir milletin parçası olduğumu bir kez daha gördüm ve bundan dolayı da gurur duyuyorum.
24-Bugün karşımda gördüğüm muhteşem manzara, hamdolsun ki o darbeci hainlerin ve onları maşa olarak kullananların başarısız olduğunu gösteriyor.
25-Rabbimize hamdolsun, Rabbim bu birlikteliği, 79 milyonun bu kardeşliğini daim kılsın, bize bir daha bu kötü günleri yaşatmasın."
Halkın birbirini sevmesi ve birlikte hareket edebilmesi için bu güzellikleri devam ettirmeliyiz.
“Bu elleri ayıramayacak, bu vatanı bölemeyeceksiniz.”
“Vatan bizim namusumuz,biz namusumuzu çiğnetmeyiz.”
Vatan sözkonusuysa gerisi teferruattır.
KAYNAK:İNTERNET
(Devam edecek)


Bu yazı Milliyet Blog'da 28.08.2016 tarihinde yayınlanmıştır:

KAYNAK:
http://blog.milliyet.com.tr/15-temmuz-darbe-girisimi-nedeniyle--kim-ne-dedi--neler-soylendi--neler-konusuldu---10/Blog/?BlogNo=539684

15 Temmuz Darbe Girişimi nedeniyle;kim ne dedi, neler söylendi, neler konuşuldu - 9



2016 Türkiye askerî darbe girişimi ya da darbecilerin verdiği adıyla Yurtta Sulh Harekâtı, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan bir grup asker tarafından gerçekleştirilen askeri darbe teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı.
Bu kanlı darbenin başlangıcından itibaren darbe girişimi için kimler neler söyledi bununla ilgili bir yazı dizisi oluşturarak sizlerin bilgisine sunmaya devam ediyorum.
Bugün de Yenikapı konuşmalarına devam etmek istiyorum.
15 Temmuz 2016 gecesi Demokrasi ve milletin iradesi uğruna can veren şehitlerimizin yakınlarının sözlerine kulak verecek olursak, şu ifadelerle karşılaşıyoruz:

Şehit Astsubay Ömer Halisdemir:


Özel Kuvvetler Komutanlığında görevliyken, Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı, emriyle darbeci Tuğgeneral Semih Terzi'yi öldürdükten sonra cuntacılar tarafından şehit edilen koruma astsubayı Piyade Astsubay Başçavuş Ömer Halisdemir’in cenazesi Niğde'nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu beldesinde son yolculuğuna uğurlandı.
Ömer Halisdemir'in babası herkesi ağlattı. Çekmeköy Belediyesi’ne ait okul binası Milli Eğitim Bakanlığına devredilerek, okula yeni eğitim-öğretim yılından itibaren Şehit Astsubay Ömer Halisdemir’in adı verildi. Taşdelen Meydanı'ndaki demokrasi nöbetine katılan Şehit Ömer Halisdemir’in babası Hasan Hüseyin Halisdemir'in konuşması sırasında vatandaşlar duygulu anlar yaşadı.
Hasan Hüseyin Halisdemir de konuşmasına meydandakilerin "Hepimiz Ömer Halisdemiriz" sloganlarıyla başladı.
"Ben, Ömer Halisdemir'in babası olarak devletine, milletine, bayrağına sahip çıktığı için, evladım bu namussuz darbecileri tek kurşunla vurduğu için çok mutluyum, evladıma çok teşekkür ederim." dedi.
Ömer Halisdemir'in 20 yıllık askerliğini güneydoğuda, Kuzey Irak'ta, Afganistan'da geçirdiğini anlatan Halisdemir, şunları söyledi:
"Rahmetli çocuğum, çok güçlü, çalışkan, devletini, milletini seven bir çocuktu. Çarşamba günü tekrar yurtdışına 6 aylığına gidecekti. Özel Kuvvetler'den, arkadaşlarından aldığımız ifade 'Müsterih olun, intikamını aldı'... Üzerindeki kendine ait beylik silahıydı, kendi silahını almamıştı. O haini vurduktan sonra 3-5 kişi daha vurmuş, tabii ne kadar gücü yeterse, sonra şehit olmuştur. O tek kurşunu ABD'deki o sakallı hocaya da attı. Ben ona 'Hoca' demiyorum, ismiyle konuşmuyorum, sadece 'O hain' diyorum."
Halisdemir, rüyasında oğlunun kendisine nöbette olduğunu söylediğini aktararak, "1 ay oluyor cuma gününden beri, 1 aydır ben onun yerine nöbet tutuyorum. Kendisi de nöbet tutuyor." diye konuştu.
Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı, cuntacılar tarafından şehit edilen koruma astsubayı Piyade Astsubay Başçavuş Ömer Halisdemir'in Niğde'nin Bor İlçesi'ndeki ailesini ziyaret edip başsağlığı diledi.
Karayoluyla Bor İlçesi'ne bağlı Çukurkuyu Beldesi'ne gelen Korgeneral Zekai Aksakallı, ilk olarak belde mezarlığına giderek Ömer Halisdemir'in mezarını ziyaret etti. 'Bunun sonunda şahadet var. Hakkını helal et' diyerek darbeci generali öldürme emrini verdiği, 20 yıllık askeri Ömer'in kabri başında dua eden Aksakallı, mezarlıkta yaklaşık 1 saat kaldıktan sonra baba evine geçti.
Şehidin babası Hasan Hüseyin, annesi Fadimeana Halisdemir ve kardeşlerine başsağlığı dileyen Zekai Aksakallı, daha sonra karayoluyla kentten ayrıldı. (DHA)

Polis Memuru ikiz kardeşler Ahmet ve Mehmet Oruç

Henüz yeni Polis memuru olan tek yumurta ikizi Ahmet ve Mehmet Oruç (25), 7 ay önce eğitim almak üzere Ankara’nın Gölbaşı ilçesine gitti.Darbe girişimi nedeniyle genç ikizler, darbeci askerlerle çatışmaya girdi. Çatışmada iki kardeş de şehit oldu.Şehit polislerin silah arkadaşlarına sarılan bir yakını, uzun süre ağıt yaktı. Şehitlerin babası Hacı Ali Oruç, "Baboşlarım nerede? Evlatlarımı getirin" şeklinde gözyaşı döktü. Şehitlerden Ahmet Oruç’un eşi Emine Oruç’un 7 aylık hamile olduğu, Mehmet Oruç’un ise eşi Kübra Oruç ile yeni evlendiği öğrenildi.
Şehidin annesi Sanem Oruç, "Sizin adınıza şanınıza kurban olayım" diye ağıt yaktı. Baba Hacı Ali Oruç ise "Oğullarım. Beni bırakıp nereye gittiniz? Ben sizsiz ne yapacağım." diye gözyaşı döktü.
İkizlerinin "Anne hakkını helal et" dediğini belirten Sanem Oruç, "İkisi de çok neşeliydi. Yüzlerinden gülücük eksik olmazdı. Sesleri, kokuları bile aynıydı. Telefonda sadece gülüşlerinden ayırt ederdim. Benden helallik aldıktan sonra telefonu kapattılar. Sonra şehit haberlerini aldım. Ciğerim yanıyor. Ama bu vatana ikizlerim değil uzman çavuş olan oğlum da feda olsun. Kanları yerde kalmasın" dedi.
Çocukları ile arkadaş gibi olan baba Hacı Ali Oruç, "İkisi de hayat doluydu. Çok istedikleri helikopter teknisyenliği için sınava girdiler ve kazandılar. Yaklaşık 7 aydır eğitim görüyorlardı. Bayramda hep birlikteydik. 3 hafta sonra tayinleri çıkacaktı. Hatta birbirlerinden ayrılacaklar diye üzülüyorlardı. 10 dakika bile yalnız kalsalar birbirlerini çok özlüyorlardı. Şimdi yan yana uyuyorlar" diye konuştu.
28 Ocak 2015'de evlenen şehitlerden Mehmet Oruç'un 7 aylık hamile eşi Emine Oruç ile doğum günü 24 Ağustos 2015'te evlenen Ahmet Oruç'un eşi Kübra Oruç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan eşlerinin adlarının ölümsüzleştirilmesini istedi. Şehit eşleri, "Onlar her zaman camiye gider vatanı ve milleti için dua ederlerdi. Pınar Mahallesi'nde yapılan yeni bir camiye şehit eşlerimizin isimlerinin verilmesini istiyoruz. Camiye gidenler onlara dua eder" şeklinde konuştular.


Prof. Dr. İlhan Varank

Yıldız Teknik Üniversitesinden (YTÜ) yapılan açıklamada, dün akşam yaşanılan hain darbe girişimi esnasında ülkesinin geleceğine sahip çıkmak amacıyla irade gösteren Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Varank'ın da şehit olduğu hatırlatıldı.
Açıklamada, "İlhan hocamızın şehit edilmesi üniversitemizi ve ülkemizi büyük bir üzüntüye boğmuştur. Bizlere düşen onun uğruna kendisini feda ettiği ülkemize, değerlerimize ve ailesine sahip çıkmaktır. İlhan hocamız cennetteki yıldızımız olarak her zaman bizlere ve öğrencilerine yol gösterecektir. Değerli hocamıza Allah'tan rahmet, tüm Yıldız ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. Ruhu şad, mekanı cennet olsun." denildi.
Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü İsmail Yüksek yaptığı konuşmada, "Ülkesinin birbirine kurşun sıkan askeri ve polisi arasında kalan ve çözüm arayan bir bilim adamının şehit olmasına anlam vermek gerçekten çok zor. Kendi halkınasilah sıkacak kadar gözü dönmüş, vatanı ve kıblesi belli olmayan bu hainlerin hesap verme zamanı gelmiştir" dedi. Törenin ardından Prof. Dr. İlhan Varank'ın cenazesi Fatih Camii'ne götürüldü.
KTÜ Senatosu, Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Oflu Demokrasi Şehidi Prof. Dr. İlhan Varank'ın adını KTÜ Of Yerleşkesi'ne verdi.

Şehit Polis Memuru Hasan Gülhan

FETÖ'nün darbe girişimi sırasında Emniyet Genel Müdürlüğüne düzenlenen saldırıda şehit düşen polis memuru Hasan Gülhan'ın Çankırı'nın Eldivan ilçesindeki babaevinde büyük üzüntü yaşanıyor. Şehit Gülhan'ın (46) baba evine Türk bayrakları asıldı. Vatandaşlar, ailenin yaşadığı eve gelerek şehit ailesine destek veriyor. Şehidin annesi Hatice ve kendisiyle aynı ismi taşıyan babası Hasan Gülhan'ın yaşadığı ilçenin dört bir yanına Türk bayrakları asıldı.İlçe meydanında bir araya gelen vatandaşlar FETÖ'nün darbe girişimine tepki gösterdi. Daha sonra polis memuru Gülhan ve tüm şehitler için dua etti.

Türk Kızılayı Küçükesat Şube Müdürü Serhat Önder

Şehit Serhat Önder'in babası İsmet Önder torunları Aytuğ ve Hilal Önder ile birlikte çıktığı kürsüde evladını kaybettiği için taşıdığı hüznün yanı sıra milletin vatana yapılan ihaneti püskürtmesinin sevincini taşıdıklarına değindi.
Millet olarak bundan sonra hainlere göz açtırmamak gerektiğini, uyanık olmak gerektiğini belirten Önder, "Hainlerin el ovuşturmalarına fırsat vermeyelim." dedi.
Baba Önder, bütün şehitlere Allah'tan rahmet, yakınlarına ve Türk milletine baş sağlığı diledi.

Kazan'ın Ahi Köyü Muhtarı Ali Anar (35) ve askere gitmeye hazırlanan Ömer Takdemir (20)

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde bir grub adına darbe girişiminde sırasında Akıncı Ana Jet Üs Komutanlığı'ndan kalkan F-16'lardan darbeci askerler tarafından çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden kalabalık üzerine rasgele ateş açılması sonucu hayatını kaybeden 6 çocuk babası Kazan'ın Ahi Köyü Muhtarı Ali Anar (35) ve askere gitmeye hazırlanan Ömer Takdemir (20) son yolculuklarına uğurlandı. Cenaze namazında İlçe Müftüsü Halil Karagöz, FETÖ terör örgütüne lanet yağdırdı.
Her iki şehidin de anne feryatları yürek dağladı.
Muhtar Anar için Ahi Köyü'nde kılınan cenaze namazında vatandaşlar, darbecilere lanet okudu. Cenaze namazını kıldıran Kazan Müftüsü Halil Karagöz, "Tankın altına alıp ezecek kadar içinde nefret duyguları besleyen bütün vatan hainlerini, şerefsizleri, fetöcüleri paralelcileri Allah'a havale ediyoruz. Allah kahretsin. Bu şehitlerimiz sayesinde milletimiz, vatanımız uçurumun kenarından dönmüştür. Allah böyle acılarla bizleri imtihan etmesin bir daha. Biz, şehitlerimizden razıyız, Allah da razı olsun, makamları cennet olsun" şeklinde beddua etti.
Ömer Takdemir için de Yakuphasan Köyü'nde cenaze namazı kılındı. Cenaze namazına Takdemir'in ailesi ve yakınlarının yanı sıra Kazan belediye Başkanı Lokman Ertürk ve çok sayıda vatandaş katıldı.


Şehit Polis Memuru Akif Altay

Darbe girişimi sırasında şehit düşen Polis Memuru Akif Altay'ın ateşi Burdur'a düştü. Isparta Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğü'nden geçici görevle Ankara Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığı'na gönderilen Burdurlu Polis Memuru Akif Altay, darbe girişimi sırasında çıkan çatışmalarda ağır yaralandı. Gazi Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alınan Altay, sabah saatlerinde şehit oldu.

Cumhurbaşkanlığı koruma polisi Mehmet Çetin (39),

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ayrılmasının ardından Marmaris'te konakladığı otele yapılan saldırıda şehit olan Cumhurbaşkanlığı koruma polisi Mehmet Çetin (39), memleketi Uşak'ta yolculuğuna uğurlandı.
Şehit polis Çetin'in cenazesi, Şekerevleri Mahallesi'ndeki evinin önüne helallik alındıktan sonra kalabalığın doldurduğu kent meydanına getirildi.
Cenaze namazını Uşak Müftüsü Fuat Altıntaş'ın kıldırdığı şehit polis Çetin'in cenazesi, daha sonra Yoncalık köyüne götürüldü.

Şehit polis Ferhat

Bir süre önce nikah masasına oturan ve 31 Temmuz'daki düğün törenleri için gün sayan Ferhat-Gizem Koç çiftinin mutluluğu, FETÖ'ye bağlı darbeci askerlerin Özel Harekat Daire Başkanlığına attığı bombalarla yarım kaldı.
Bombalı saldırıda, "eşim, nişanlım, sevgilim, aşkım, her şeyim" diye nitelendirdiği polis memuru Ferhat Koç'u kaybeden ve nişanlısının hediyelerini, fotoğraflarını bir an olsun yanından ayırmayan Gizem Koç, yaptığı açıklamada, nişanlısıyla aralarındaki aşkın, sevginin kelimelerle anlatılamayacak kadar tarifsiz olduğunu ve 15 Temmuz gecesinin, çok sevdiği Ferhat ile kendisini ayırdığını söyledi.
2012'de bir arkadaşının düğününde gönlünü kaptırdığı şehit polis memuru Ferhat Koç ile 15 Temmuz akşamı gelinlik provaları olduğunu ifade eden Gizem Koç, çevresinde merhamet ve cömertliğiyle tanınan nişanlısının, o gece ısrarla nöbet tutmak istediğini vurguladı.
Koç, cuma akşamı gelinliğini almayı planladıklarını, 20.00'de randevuları olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Onu iptal etmemi istedi, ben de 'nöbet yazdırma ertelemeyelim' dedim. Çorum'da Hitit Üniversitesi Makine Mühendisliğini kazanmıştı ve sık sık oraya gidiyordu. O yüzden 'tutmam gerekiyor, onlar bana o kadar yardımcı oldular okula giderken, bunun karşılığında bırak bugün nöbet tutayım' dedi. Ben de gelinlik ve damatlık randevusunu cumartesiye aldım.

Balıkesirli özel harekat polisi Turgut Solak

15 Temmuz akşamı darbe girişimi olaylarında Ankara Gölbaşı Özel Harekat Merkezi'ne yapılan saldırıda şehit düşen Balıkesirli özel harekat polisi Turgut Solak, son yolculuğuna uğurlandı. Demokrasi şehidinin memleketi olan Balıkesir'deki cenazesine binlerce kişi katıldı.
Evinin önünde helallik alınan şehit Solak'ın eşi Aynur Solak'ın metanetini koruduğu gözlenirken, şehit eşi sık sık çocuklarına telkinde bulundu. Demokrasi şehidinin naşını silah arkadaşları olan özel harekat polisleri taşıdı.
Demokrasi şehidinin cenazesi Altıeylül ilçesine bağlı Ovabayındır Kırsal Mahallesi'nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Vali Ersin Yazıcı ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur ile protokol üyeleri, şehidin ailesini ziyaret ederek başsağlığı diledi.

Polis memuru Minur Alkan

İstanbul'da düzenlenen saldırılarda hayatını kaybeden polis memuru Minur Alkan'ın (41) cenazesi, Tekirdağ'da toprağa verildi.
Alkan'ın Bolu'daki görevinin ardından İstanbul'a atandığı ve burada İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan'ın koruması olduğu belirtildi.
Polis memuru Alkan'ın, FETÖ'nün darbe girişimi sırasında çıkan çatışmada Çalışkan'ı korumak isterken şehit olduğu öğrenildi.

Polis memuru Eker Aydın

Muğla'nın Marmaris ilçesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konakladığı otele helikopterlerden ateş açılmasıyla çıkan çatışmada şehit düşen 42 yaşındaki polis memuru Nedip Cengiz Eker, memleketi Aydın'da son yolculuğuna uğurlandı.
Aydın Müftüsü Ömer Kocaoğul'un kıldırdığı cenaze namazının ardından, Adnan Menderes Bulvarı'nda bir süre omuzlarda taşınan şehidin ay yıldızlı bayrağa sarılı cenazesi, Kemer Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Niğde şehitlerini uğurladı

İstanbul'da şehit düşen polis Kemal Tosun ile Ankara'da şehit olan Varol Tosun'un cenazeleri, memleketleri Niğde'de toprağa verildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın motosikletli eskortu olan ve Boğaziçi Köprüsü'nde ateş açılması sonucu şehit düşen 49 yaşındaki Kemal Tosun ile Ankara Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığına yapılan bombalı saldırıda şehit olan 44 yaşındaki özel harekat polisi Varol Tosun'un Türk bayrağına sarılı tabutları, Niğde Belediyesi önüne getirildi. Şehitlerin aynı soyadını taşıdığı ancak akraba olmadığı öğrenildi.
Şehitlerin cenazeleri, Niğde Belediyesi önünde düzenlenen tören ve öğle namazının ardından kılınan cenaze namazından sonra Derbent Şehit Mezarlığı'nda defnedildi.

Reklamcı Erol Olçak ve oğlu Abdullah Olçak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve beraberindeki bakanlar Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi'nde reklamcı Erol Olçak ve oğlu Abdullah Olçak'ın cenazesine katıldı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Erol Olçak ve oğlunun cenazesinde konuşurken gözlaşlarını tututamadı.
Erdoğan "Erol benim bir yol arkadaşımdı" sözlerini söylediği sırada gözyaşı da dökmeye başladı. Cumhurbaşkanı gözyaşları arasında sürdürdüğü, konuşmaşında şöyle dedi:
"Abdullah pırlanta bir yavrumuzdu. Rabbim cennetiyle cemaliyle müşerref kılsın. Mustafa kardeşimizi de aynı şekilde rahmetiyle tecelli eylesin. Daha fazla konuşamayacağım. Milletimizin başı sağ olsun. Fakat bu haşhaşilere, bu malum terör örgütüne, Fetullahçı terör örgütüne 'biz bu yolda kefenimizle yürüyoruz ve bunların hakkında gelecek evvel Allah bu ülkemizi birlik beraberlik içerisinde geleceğe taşıyacağız. Rabbim rahmet eylesin kusura bakmayın."

5 aylık ikizlerin babası Ömer İpek Ankara'da şehit oldu

35 yaşındaki Ömer İpek, Sincan'da esnaflık yapıyordu. Eşi Zeynep ile 10 yıldır evli olan Ömer, çocuk özlemi çekiyordu. Tüp bebek tedavisiyle ikiz bebek sahibi olan Ömer, yıllardır hasretini çektiği çocuklarının kokusuna doyamadan vatan, millet uğruna sokaklara düştü ve 15 Temmuz gecesi Ankara İl Emniyet Müdürlüğü'ne atılan bombalarla şehit oldu. Gözü kırpmadan ve geriye dönmeyi düşünmeden darbecilere karşı sokağa çıkan Ömer, babası Talip İpek'e son olarak, "Baba çocuklar sana emanet" dedi.
BabaTalip İpek, "Söylenecek her şey burada söyleniyor. Bu hainler, böyle kahramanlar olduğu müddetçe başaramayacak. Bunlar Allah'ın aslanı... Bunlar sadece vatan ve İslam için canını koydu. Bunun iki tane yavrusu var. Daha 4 aylık... Benim yavrum 34 yaşındaydı. 2 yavrusunu ve eşini ardında bırakıp sırf vatan, millet uğruna şehit oldu. Ben 'Yavrum ne olur gitme' dedim. Bana ne dedi biliyor musunuz giderken? "Baba ben çocuklarım için gidiyorum. Şehit olacağım. Çocuklarım sana emanet' dedi. Ben çok şükür şehit babası oldum. Bahtiyarım" şeklinde konuştu.

ETÖ'nün darbe girişimine karşı durmak için Ankara Emniyet Müdürlüğünün önüne giden ve çıkan olaylarda şehit olan 34 yaşındaki Ömer İpek'in ablası Döndü İpek, yaşananları şöyle anlattı:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısını duyduktan sonra kardeşiyle telefonda konuştuklarını ve meydanlara çıkmaya karar verdiklerini aktaran abla İpek, "Kardeşim de arkadaşlarının aradığını ve konvoy halinde Zırhlı Birlikler'e gideceklerini iletti." dedi. Abla İpek, şunları kaydetti:
"Çocuklarıma güzel bir ülke bırakmak istiyorum. Devleti, bu çapulculara mı bırakacağız? Ben, şehit olmaya gidiyorum, çocuklarım size emanet. Dışarıda olanların çocukları yok mu? Herkesin çocukları var. Ben, güzel bir ülke, güzel bir gelecek bırakacağım' diyerek Ankara Emniyet Müdürlüğünün önüne gitti. Kardeşimi bu sözlerinin ardından aradık, ancak cevap alamadık. Saat 02.00'de telefonunu açan birisi, bulundukları yerin çok karışık olduğunu ve az evvel durumu ağır bir polisi hastaneye taşıdığını ve telefonunun da kendisinde olduğunu söyledi."
Kardeşinin ismine Numune Hastanesi'nde kayıt olup olmadığını sorduklarını aktaran İpek, "Giriş olduğu, ancak işlem gözükmediği ifade edildi. Bütün servisleri babam gezdi ama kardeşimi bulamadı. Sonra, 'Baba, bir de morga bak, belki oradadır' dedim. Sonra, telefonda çıkan kişiyi aradım ve 'Götürdüğün adam üniformalı polis miydi?' dedim. O da 'Sivildi' dedi. Kardeşimi tarif ettik 'gidip hastaneye bakayım' dedi. Sonra, bizi aradı ve 'Bilmiyorum nasıl denir ama başın sağolsun' dedi. Vatan sağ olsun demekten başka bir şey diyemedik. Kardeşim, 'vatan sağ olsun' diyerek gitti." ifadelerini kullandı.
İpek, kardeşinin olay gecesi görüntülerini. "Bazı görüntülerde var. Zaten, öne çıkmış ve 'durun, yapmayın, ne yapıyorsunuz?' diyerek kendi etrafında dönüyor. Arkadaşı söylüyor, kardeşim 'Siz, Türk askeri değil misiniz, biz de Türk askeriyiz. Bu vatan bizim, bize mi kurşun sıkacaksınız?' diyormuş. Kamera kayıtlarında gözüküyor, o asker kıyafetli terörist gitti, uzaklaştı, geri döndü ve nişan aldı ve vurdu, şehit etti kardeşimi." sözleriyle anlattı.
Baba Talip İpek de oğlunun 8 yıl sonra tüp bebek yöntemiyle kucağına aldığı ve Talha ile Yağmur adını verdiği ikizlerinin, şu anda yaklaşık 5 aylık olduklarını belirterek, "Sen gitme, ben gideyim" dediği oğlunun bu sözleri dinlemediğini, "Ben şehit olacağım. Çocuklarım ve eşim sana emanet" diyerek, darbecilere karşı durmaya gittiğini aktardı.
Şehit ablası Döndü İpek:”Bir canım var benim canım da feda olsun .Tankın önüne dururz,silahın önüne dururuz.Ama yine de namusumuzu çiğnetmeyiz.Vatan bizim namusumuz,biz namusumuzu çiğnetmeyiz.

Ordu Korganlı Emrah Sapa

FETÖ’nün darbe girişimini engellemeye çalışırken Ankara’da vurularak şehit olan Ordu Korganlı Emrah Sapa’yı son yolculuğuna binlerce kişi uğurladı.
Cenaze namazı öncesi acılı anne Feride Sapa basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “O anlar savaşı yaşadık, bizim askerimiz bizleri vurdu. Oğlumu kaybettim” dedi. Demokrasi şehidinin eşi Ayşe Sapa ise,“Telefon açtılar bize hastaneye acil gelin diye. İlk olarak bana eşimin trafik kazası yaptığını söylediler. Durumun iyi olduğunu söylediler. Sonra öğrendim ki eşim hayatını kaybetmiş” diye konuştu. Anneanne Rabia Öztepe ise,“Halkımızdan Allah binlerce kez razı olsun. Sokaklara çıktılarda bizleri kurtardılar. Öyle olmasıydı bizleri esir alırlardı, ülkemiz elden giderdi” şeklinde konuştu. "Vatanımız sağ olsun" diyen baba İsmail Sapa da, “Oğlumun trafik kazası yaptığını ilk söylediler bana. Sonra vefat ettiğimi söylediler çok üzgünüm. En son işten eve gelmiş ve arkadaşı ile dışarı çıkıyor. Daha sonra olaylarda oğlumun arkadaşı ayaklarından vurulurken oğlumda vücuduna gelen kurşun sonucu hayatını kaybetmiş” dedi.

Şehit Fazıl Gürs


Şehit Fazıl Gürs için Karşıyaka Mezarlığı'nda, öğle namazını müteakip cenaze namazı kılındı.
Gürs'ün 6 yaşındaki oğlu Ömer, namaz öncesi Türk bayraklı tabuta sarılarak babasının fotoğrafını öptü.
Fazıl Gürs'ün annesi Neriman Gürs, cenaze namazından sonra, "Bu vatana feda olsun canımız. Bu vatan dimdik ayakta duracak. Vatan sağ olsun." dedi.
Yakınları, Fazıl Gürs'ün darbeci askerlerin kullandığı tankların sıkıştırması sonucu çıktığı Sıhhiye Köprüsü'nden düşerek hayatını kaybettiğini belirtti.


Taksi şoförü Akın Sertçelik

Eşi "şehit olduğu için gururlu olduğunu" söylüyor Sema Sertçelik, o gün yaşadığı, tanık olduğu başka kareleri anlatıyor: "Ben orada cenazemizi alırken, 20 yaşında gencimizi de gördüm. Yaşlı amcamızı da gördüm. Kadınımızı da gördüm. Bu vatan sahipsiz değil. Bu vatan için üç can daha var verilecek seve seve."
"Allah'ım korudu. Rabbim oyunlarını bozdu. Ben inanıyorum ki kanları yerde kalmayacak. Bunları yapanların yanına kar kalmayacak. Bizim şehidimiz cennette bizi bekleyecek, onlar iki cihanda cehennemde ateşleri bol olsun diye dua edeceğiz."

Pazarlı Demokrasi Şehidi Erhan Dural'ın bilinmeyen hikayesi
Erhan DURAL

Irmak Köyünün hamuru vatan sevgisi ile yoğrulmuş çocuğu;
Pazar’ın,Rize ’nin,Karadeniz’in, Türkiye’nin yiğit evladı,
1983 yılının Haziran ayının onunda dünyaya geldi, Ailenin ikinci çocuğu olarak;
O doğduğunda Anne ve babasının yüzlerinde sevinç ve mutluluk vardı, iki kardeşi daha oldu.
Erhan İlkokula Ankara’da başladı. Çocukluk yıllarında yüreğinde filizlenen Millet ve vatan sevgisini şehit olmadan önce şöyle kaleme almıştı
Düşman sarmış vatanın her yanını
Bu yolda ne şehitler dökmüş kanını
İncitme sen yazıktır vatanı
Sana Yardım edecek binlerce şehit yatmış.
Bu duyguları besledi yıllarca yüreğinde Erhan. İlkokulda İstiklal Marşı söylenirken bayrağın direğe çekilişini büyük bir heyecanla izlerdi. Bir gün öğretmenine ;” Daha uzun bir bayrak direği bulalım Bayrağımızı daha yükseklerde dalgalansın deyince öğretmeni; Erhan çok çalışıp sizler bayrağımızı daha yükseklere çekeceksiniz” demişti.
Liseyi bitirip Askere gitti vatani görevini İzmir Foça’da yaptı, Ama bu vatan görevinin bittiği anlamına gelmediğini biliyordu.
Yine şehit olmadan yüreğindeki vatan sevgisini “Bir düşün hele o muhteşem geçmişini” diyerek şöyle devam etmişti şiirine;
Bir düşün hele o muhteşem geçmişini
Türk ordusun önünde düşmanın çöküşünü
Ya ölüm ya istiklal deyişini
Sende durma bitir zalimlerin işini
Düşmanın gözü var taşında toprağında
Düşmanın gözü var yurdun her bucağında
Ne analar savaştı cephane taşıdı yavrusu kucağında
Türkün dostu yok şu dünyanın tek bucağında
2013 Yılının Eylül ayında çok sevdiği Ayşegül ile evlendi. Çocukları oldu ismi ile müsemma olsun diye ”Yaman Asaf” adını verdiler çocuklarına. Çok sevdiği Ayşegül “Sesi güzeldi bir iş yaparken sürekli şarkı söylerdi, O kanaatkardı, dünya malında gözü yoktu” O gece Yaman Asaf’ı halasına bıraktık Beraber çıktık, Erhan ‘Bugün çıkmazsak bir daha çıkamayız’ dedi, çıkarken selfi çektik Son selfimiz olsa da gideceğiz dedik ve öyle oldu” diyor.
Eşi, Kardeşi ve Eniştesi ile Genel Kurmayın önüne geldiklerinde karşılarında tanklar vardı. İçinde mazısı kahramanlıklarla dolu şerefli Türk Askerinin Üniformasını giymiş vatan hainleri vardı. Erhan bilemezdi onların bu kadar alçak, bu kadar hain olduklarını.
Şehit olmadan şöyle yazmıştı şiirinde kalleşler için sanki bu günü görerek;
Şu cihanda savaşsız gün görmedik
Dostumuz var sandık hiç bulamadık
Her zaman inandık ama hep aldandık
Yıllarca bize dost sandığımız düşmana kandık.
Tanklardan sivillere o şekilde acımasız saldırıyorlardı. “Eşi yerde kanları görüyoruz korkmuyoruz” diyor. Erhan bu tanklar nasıl bize saldırır olamaz diyordu. Eniştesi yaralanmıştı. Eşi ve kardeşi eniştesini tedavi için oradan uzaklaştırdılar. Eşi Erhan’a “dönelim” dedi. Erhan orda kaldı “Ben bitirmeden eve dönemem” dedi, Eşine. Eşi “Sen kal savaş” dedi. Sabah saat Beşe kadar orda mücadele ettiler “saat beş de evi aradı dört tankı ele geçirdik bir tane kaldı” diye
Bilemezdi ki kardeş bildiği Üniformalı rütbeli askerin kendisine silah doğrultacağını, Beşinci tankı ele geçirirken tankın içinden açılan ateş sonucu beş sivil oracıkta şehit oldu. Erhan da şehit olmuştu.
Destanını yapmış, kasideye kanmış.
Bir el ki; ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye fâniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
Rüzgarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasîdeler.
Geri gitsin alkışlar geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,
Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter!
Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
Şimdi sen söyle, söz senin.
Arif Nihat Asya

Baba Kazım DURAL Şehit oğlu ile ilgili şöyle diyor; Ramazan Bayramında Türk Bayrağına sarılı şehit cenazelerini görünce Erhan; “Bayram günü nasıl bunu yaparlar, Ben şehit olacağım” deyince. “Oğlum Asker değilsin, polis değilsin nasıl şehit olacaksın ”dedim. O” bak görürsün baba ben şehit olacağım demeye devam etti” .Oğlum Vatan için şehit düştü. Dedi.
Erhan DURAL Türk Bayrağını en yükseğe çıkarmıştı. Binlerce kişi O bayrağı açmış arkasından yürüdü Pazar sokaklarında; Milletinin gönlünde bayraklaşarak en yükseğe çıktı. Şehit oldu. Vatan Millet, Demokrasi uğrunda.

Zileli Demokrasi Şehidi Hüseyin Kısa

İstanbul’da yaşayan ve abisine ait bijuteri dükkanında çalışan Hüseyin Kısa evli ve bir çocuk babasıydı. Hüseyin Kısa askeri tankın altında kalarak şehit düştü. Cenaze töreninde ayakta durmakta zorlanan ve “Aşkım, ömrüm gitme!” diyerek ağlayan şehidin eşi Hülya Kısa’yı yakınları ile Vali Cevdet Can teselli etti.
Son mesajı birlik mesajı: Demokrasi şehidi Hüseyin Kısa’nın sosyal paylaşım hesabındaki son paylaşımına bakıldığında “Bu elleri ayıramayacak, bu vatanı bölemeyeceksiniz.” yazıyordu.


Üniversite öğrencileri son yolculuklarına uğurlandı

İstanbul'da düzenlenen saldırılarda hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Mustafa Direkli (20), memleketi Şanlıurfa'da, TOBB Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Ömer Can Açıkgöz'ün cenazesi de Sinop'un Ayancık ilçesinde defnedildi.
Erdem Diker
İstanbul'da hayatını kaybeden Erdem Diker'in (30) cenazesi de memleketi Tokat'ın Niksar ilçesinde defnedildi.
Niksar Devlet Hastanesi morgundan alınan cenaze, Şeyh Keşfi Osman Efendi Camisi'ne getirildi.
Diker'in cenazesi, öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından Başçiftlik ilçesine bağlı Şahnaalan köyündeki aile mezarlığında toprağa verildi.

Veteriner hekim Ramazan Konuşun cenazesi, memleketi Niğde'nin Bor ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı.
Konuş'un cenazesi İlçe Müftüsü Cafer Kılıç tarafından Sokullu Mehmet Paşa Camisi'nde öğle vakti kılınan namazın ardından Acıgöl Mezarlığı'na defnedildi.
Şehit Konuş'un, Balıkesir'in Bandırma ilçesinde veteriner hekim olarak görev yaptığı, hasta olan çocuğunun tedavisi için Ankara'da olduğu öğrenildi.
Hastaneden taburcu olan kızı Rüveyda ve eşi Hacer Konuş'la Genelkurmay Başkanlığı önünden geçtiği sırada helikopterden açılan ateş sonucu Konuş'un hayatını kaybettiği, kızının ise ağır yaralandığı belirtildi.

Dağ, Sayın, Güner, Güntekin ve Özkan toprağa verildi

Başkentte şehit olan Cuma Dağ, Necati Sayın, Emin Güner, Hüseyin Güntekin ve İzzet Özkan'ın cenazeleri, Karşıyaka Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Türk bayrağına sarılı cenazeler, otopsi işlemlerinin ardından Karşıyaka Mezarlığı'ndaki Ahmet Efendi Camisi'nin avlusuna getirildi.
Darbe girişimini protesto ettikleri sırada hayatlarını kaybeden demokrasi şehitleri Lokman Oktay, Ümit Yolcu, Mehmet Yılmaz, Sevgi Yeşilyurt, Kemal Ekşi, Timur Aktemur veBurak Cantürk de İstanbul'da son yolculuklarına uğurlandı.
İstanbul'da düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden Emrah Sağaz (27), memleketi Giresun'un Çamoluk ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı.
Karayolu ile Çamoluk ilçesine getirilen Sağaz'ın cenazesi, Merkez Camisi'nde öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından şehitlikte toprağa verildi.
Ankara'da hayatını kaybeden Yasin Yılmaz (30) ve Ali Mehmet Urel'in (42) cenazeleri, memleketleri Yozgat'ta son yolculuklarına uğurlandı.
Akdağmadeni ilçesine bağlı Oluközü beldesinde getirilen Yasin Yılmaz’ın cenazesi, Merkez Cami'de İlçe Müftüsü Faruk Latifoğlu tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından toprağa verildi.
Ali Mehmet Urel'in(42) cenazesi ise Çayıralan ilçesine bağlı İnönü köyüne getirildi. Urel'in cenazesi, köy camisinde kılınan namazın ardından köy mezarlığına defnedildi.
Ankara'nın Kazan ilçesindeki 4. Ana Jet Üs Komutanlığında uçakların kalkışını engellemeye çalışırken, vurularak ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden Lokman Biçinci ve Hasan Yılmaz'ın cenazeleri de Kazan Şehitliği'nde toprağa verildi.
İstanbul'da hayatını kaybeden Muhammet Ali Aksu'nun cenazesi, Samsun'un Alaçam ilçesinde defnedildi.
İstanbul Bayrampaşa'da darbe girişimini protesto ederken tankla ezilen Aksu için memleketi Alaçam ilçesi Doyran köyünde cenaze töreni düzenlendi. Aksu'nun cenazesi, öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından aynı yerdeki aile mezarlığında toprağa verildi.
AK Parti Altındağ İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Celaleddin İbiş, son yolculuğuna uğurlandı.
İbiş için Hacı Bayram Veli Camisi'nde kılınan cenaze namazına, şehidin ailesi ve yakınlarının yanı sıra Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Cenaze namazının ardından İbiş'in naaşı omuzlar üzerinde tekbirlerle cenaze aracına taşındı. Bakan Bozdağ da cenazenin taşınmasına yardım etti.
Bu sırada, bazı vatandaşların "İdam istiyoruz" sloganları üzerine Bozdağ, vatandaşların yanına gelerek, "Bunların hesabı sorulacaktır. Kimsenin endişesi olmasın, en ağır şekilde sorulacak. Hepsi toplanıyor. Şu anda başka yerlerde olan, nerede olan varsa inlerinden tek tek alınacak ve hesap sorulacaktır. Milletin huzuruna, yargının huzuruna çıkarılacaklar." ifadelerini kullandı.İbiş, Karşıyaka Mezarlığı'nda toprağa verildi.

BarışEfe'nin cenazesi Karabük'te defnedildi

İstanbul Boğaz Köprüsü'nde darbe girişimini engellemeye çalışırken açılan ateş sonucu hayatını kaybeden 37 yaşındaki Barış Efe'nin cenazesi, Karabük'ün Eflani ilçesinde defnedildi.
Efe'nin, darbe girişiminin olduğu sıralarda Boğaz Köprüsü üzerinde Türk bayrağıyla çektirdiği fotoğrafları sosyal paylaşım sitesi hesabından paylaştığı görüldü.

Sakarya şehidini uğurladı

Darbe girişimi sırasında Ataşehir'den Atatürk Havalimanına giderken çıkan çatışmada şehit olan polis memuru Serdar Gökbayrak'ın naaşı, Sakarya'nın Arifiye ilçesinde toprağa verildi.
İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli 45 yaşındaki 3 çocuk babası şehidin naaşı, Derince Merkez Camisi'nden Arifiye Hanlıköy Mahallesi'ndeki kayınpederinin evine getirildi.
Şehidin cenazesi, Hanlıköy Merkez Camisi'ne götürüldü. Kılınan cenaze namazının ardından, mahalle mezarlığına kadar polis erkanı ve vatandaşlarca yürüyüş düzenlendi. Gökbayrak'ın naaşı Hanlıköy Mahallesi Mezarlığı'na defnedildi.tandaşlar katıldı.

Askeri Çoban

Darbe girişimini engellemeye çalışırken hayatını kaybeden 57 yaşındaki Askeri Çoban'ın cenazesi Diyarbakır'da defnedildi.
İstanbul'da silahlı FETÖ mensuplarının darbe girişimini önlemek isterken açılan ateş sonucu yaralanan ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren 7 çocuk babası Çoban'ın cenazesi, Ergani ilçesinin Yayvan Tepe Mahallesi'ndeki evine getirilerek helallik alındı, dua edildi.
Çoban'ın cenazesi, Yayvan Tepe Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından aile mezarlığında toprağa verildi.

Özel harekat polisi Zengin Kocaeli'de toprağa verildi

Ankara'da Gölbaşı Özel Harekat Merkezi'ne yapılan saldırıda şehit olan özel harekat polisi Edip Zengin'in cenazesi, Kocaeli'nin Darıca ilçesinde toprağa verildi.
Kazım Karabekir Mahallesi Akminare Camisi'nde düzenlenen cenaze töreninde şehidin annesi Fatma, eşi Asiye ve kızları Fatmanur ve Emine Gül ile yakınları gözyaşı döktü.

Şehit polis memuru Ozan Özen'in cenazesi Bolu'da defnedildi

İstanbul'da düzenlenen saldırılarda şehit düşen polis memuru Ozan Özen'in (22) cenazesi, memleketi Bolu'da son yolculuğuna uğurlandı.
Şehit polis memuru Özen'in cenazesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi morgundan alınarak Sümer Mahallesi'ndeki evinin önüne getirildi. Şehit polis memurunun yakınları, tabuta sarılarak gözyaşı döktü.
Özen'in cenazesi, helallik alınmasının ardından Sümer Mahallesi'ndeki Yeni Cami'nin önüne götürüldü.
Şehidin cenazesi kılınan cenaze namazının ardından Sağlık Mahallesi'ndeki Şehitler Mezarlığı'nda defnedildi.

Darbe girişimine direnirken ölen aynı aileden 3 kişi toprağa verildi

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınındaki Jandarma Genel Komutanlığı önünde darbecilerce açılan ateş sonucu vefat eden ağabey Mehmet ve kardeşi Hakan ile yeğenleri Lütfi Gülşen, Kızılcahamam’da toprağa verildi.
Cenaze namazına katılmak üzere Kızılcahamam Merkez Camisi'ne gelen Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, şehitlerin yakınlarına başsağlığı diledi.
Demokrasi şehitleri için öğle namazının ardından kılınan ve binlerce kişinin katıldığı cenaze namazı sonrasında konuşan Kurtulmuş, "O gece çok ağır, çok karanlık bir tabloydu ama ilk andan itibaren asla ümidimizi kaybetmedik, asla karamsarlığa kapılmadık." diye konuştu.
İstanbul'da hayatını kaybeden Ahmet Kara'nın cenazesi Hatay'da, Acıbadem Türk Telekom önündeki çatışmada hayatını kaybeden Muhammed Fazlı Demir'in cenazesi İstanbul'da, Ankara'da hayatını kaybeden Muhammet Yalçın'ın (22) cenazesi Karaman'da, Samet Uslu'nun cenazise Trabzon'da, Yusuf Elitaş ile Mehmet Kocakaya'nın cenazeleri Ankara'da, Mehmet Karaaslan İstanbul'da, Ankara'da hayatını kaybeden Mustafa Koçak'ın (34) cenazesi, memleketi Yozgat'ta son yolculuğuna uğurlandı.

Zekeriya Bitmez

57 yaşındaki Zekeriya Bitmez, darbe girişimi sırasında hayatını kaybetti
TSK'daki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminde hayatını kaybeden Zekeriya Bitmez'in çocukları, "Babamızın en büyük mirası demokrasi şehidi olması" dır.
Zekeriya Bitmez'in eşi Serpil Bitmez de bir yandan eşini kaybetmenin yasını tutarken bir yandan da şehit yakını olmanın gururuyla vakur duruşunu koruyor. Serpil Bitmez "Eşim vatanı, bayrağı ve çocuklarının geleceği için şehit oldu. Eşim ve diğer şehitlerimiz ile gazilerimiz olmasaydı, bugün burada oturamazdık" diye konuştu.

Sedat Kaplan, memleketi Trabzon'un Yomra ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı.

FETÖ'nün darbe girişimi sırasında hayatını kaybeden Sedat Kaplan, memleketi Trabzon'un Yomra ilçesinde son yolculuğuna uğurlandı.
Karayoluyla Ankara'dan Trabzon'un Yomra ilçesine getirilen 31 yaşındaki Kaplan'ın cenazesi, ilçeye bağlı Oymalıtepe Mahallesi'ndeki Oymalı Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından, aynı yerdeki aile mezarlığında toprağa verildi.
Öte yandan Kaplan'ın, AK Parti Ortahisar Gençlik Kollarında yönetici olduğu ve Ankara'ya kanser tedavisi nedeniyle gittiği öğrenildi.
Anne Osen Kaplan, cenaze namazı öncesi cami avlusuna getirilen oğlunun tabutuna sarılarak, açtığı yüzünü okşadı, ''Annen kurban olsun sana yavrum, oğlum.'' diye gözyaşı döktü.
Güçlükle ayakta durduğu gözlenen Kaplan'ın işitme engelli küçük kardeşi Mustafa da diğer ağabeyi Murat'a sarılarak ağladı.

15 Temmuz Şehitlerinin İsimleri

P. Astsb. Bçvş. Ömer Halisdemir, İlhan Varank, Erol Olçok, Abdullah Tayyip Olçok, Mustafa Yaman, Sedat Kaplan, Ümit Çoban, Yalçın Aran, Murat Akdemir, Mustafa Direkli, Ramazan Konuş, Serhat Önder, Yasin Yılmaz, Muhammet Yalçın, Recep Gündüz, Hüseyin Kısa, Halil İbrahim Yıldırım, Fazıl Gürs, Metin Arslan, Osman Yılmaz, Mehmet Oruç, Lokman Oktay, Mahmut Coşkunsu, Muhammed Ali Aksu, Muhammed Ambar, Mustafa Cambaz, Mustafa Kaymakçı, Yasin Naci Ağaroğlu, Volkan Pilavcı, Ömer Can Açıkgöz, Mustafa Avcu, Murat Kocatürk, Mehmet Karaaslan, İbrahim Yılmaz, Muhammed Fazlı Demir, Necati Sayın, Selim Karakoç, Tolga Ecebalın, Ümit Çoban, Ümit Yolcu, Yakup Kozan, Yusuf Elitaş, Emrah Sapa, Hasan Yılmaz, Ümit Güder, Samet Cantürk, Ali İhsan Lezgi, Yasin Yılmaz, Ali Anar, Eyyüp Oğuz, Nedip Cengiz Eker, Serdar Gökbayrak, Yasin Bahadır Yüce, Bülent Yurtseven, Murat Alkan, Ahmet Oruç, Cüneyt Bursa, Mucip Arıgan, Burak Cantürk, Fahrettin Yavuz, Hakan Yorulmaz, Adil Büyükcengiz, Burhan Öner, Haki Aras, Ahmet Kara, Fatih Kalu, Askeri Çoban, Celaleddin İbiş, Emrah Sağaz, Fatih Satır, Halil Işılar, Akın Sertçelik, Ayhan Keleş, Cemal Demir, Halil Kantarcı, Cengiz Polat, İhsan Yıldız, İzzet Özkan, Mehmet Şefik, Akif Kapaklı, Çetin Can, Hakan Ünver, Hasan Kaya, İsmail Kefal, Lokman Biçinci, Mete Sertbaş, Mustafa Koçak, Yunus Emre Ezer, Salih Alışkan, Suat Aloğlu, Timur Aktemur, Ömer Takdemir, Sümer Deniz, Yusuf Çelik, Dursun Acar, Alpaslan Yazıcı, Akif Altay, Münir Murat Ertekin, Mustafa Tecimen, Önder Güzel, Cennet Yiğit, Gülşah Güler, Ufuk Baysan, Fikret Metin Öztürk, Kübra Doğanay, Muhsin Kiremitçi, Zeynep Sağır, Demet Sezen, Erol İnce, Birol Yavuz, Faruk Demir, Halil Hamuryen, Hüseyin Gora, Hurşit Uzel, Hüseyin Kalkan, Fevzi Başaran, Hakan Yorulmaz, Feramil Ferhat Kaya, Niyazi Ergüven, Mustafa Aslan, Muhammet Oğuz Kılınç, Mehmet Karacatilki, Murat Ellik, Seher Yaşar, Mehmet Demir, Köksal Kaşaltı, Mehmet Çetin, Münir Alkan, Mehmet Şevket Uzun, Ozan Özen, Mustafa Serin, Halit Gülser, Zafer Koyuncu, Hüseyin Goral, Hüseyin Kalkan, Serhat Koç, Varol Tosun, Edip Zengin, Velit Bekdaş, Yakup Sürüc, Turgut Solak, Seyit Ahmet Çakır, Sevda Güngör, Mehmet Demir, Kemal Tosun, Hasan Gülhan, Meriç Alemdar, Mehmet Akif Sancar, Yunus Uğur, Fırat Bulut, Ayşe Aykaz, Barış Efe, Mehmet Ali Kılıç, Mahir Ayabak, Murat Mertel, Murat Naiboğlu, Ahmet Kocabay, Ahmet Özsoy, Mehmet Yılmaz, Onur Ensar Ayanoğlu, Onur Kılıç, Cuma Dağ, Erhan Dural, Volkan Canöz, Mehmet Kocakaya, Erkan Yiğit, Serkan Göker, Fuat Bozkurt, Oğuzhan Yaşar, Aydın Çopur, Beytullah Yeşilay, Erdem Diker, Erkan Er, Gökhan Eser, Hasan Altın, Mehmet Kocakaya, Mehmet Güder, Mehmet Ali Urel, Hasan Yılmaz, Yıldız Gürsoy, Uhud Kadir Işık, Türkmen Tekin, Suat Akıncı, Ali Alıtkan, Aytekin Kuru, Ahmet Oruç, Mehmet Oruç, Yusuf Çelik, Ömer İpek, Murat İnci, Mustafa Solak, Emin Güner, Köksal Karmil, Vahit Kaşçıoğlu, Vedat Barceğci, Mutlu Can Kılıç, Tahsin Gerekli, Şükrü Bayrakçı, Ömer Cankatar, Recep Büyük, Batuhan Ergin, Erkan Pala, Kader Sivri, Orhun Göytan, Ömer Cankatar, Samet Uslu, Battal İlgün, Şeyhmus Demir, Şirin Diril, Özgür Gençer, Vedat Büyüköztaş, P. Kur. Alb. Sait Ertürk, Topçu Astsb. Kd. Bçvş. Bülent Aydın, P. Uzm. Çvş. Halit Yaşar Mine, Rüstem Resul Perçini, Mesut Acu, Resul Kaptancı, Fatih Dalgıç, Murat Demirci, Sevgi Yeşilyurt, Şenol Sağman, Zekeriya Bitmez, Yılmaz Ercan, Jouad Merroune, Cemal Abuatuye, İbrahim Ateş, Muzaffer Aydoğdu, Osman Arslan, Davut Karaçam, Alper Kaymakçı, Necmi Bahadır Denizcioğlu, Mehmet Şengül, Özkan Özendi, Hakan Gülşen, Mehmet Gülşen, Osman Evsahibioğlu, Lütfi Gülşen, Mesut Yağan, Gökhan Yıldırım, Mustafa Karasakal, Selim Cansız, Medet İkizceli, Tevhit Akkan, Bülent Karalı, Hüseyin Güntekin.

Şehit yakınlarının söylediklerini ve verdikleri mesajları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1- Rahmetli çocuğum, çok güçlü, çalışkan, devletini, milletini seven bir çocuktu.
2-Ben, Ömer Halisdemir'in babası olarak devletine, milletine, bayrağına sahip çıktığı için, evladım bu namussuz darbecileri tek kurşunla vurduğu için çok mutluyum, evladıma çok teşekkür ederim..
3-Sizin adınıza şanınıza kurban olayım diye ağıt yakıldı
4- Oğullarım. Beni bırakıp nereye gittiniz? Ben sizsiz ne yapacağım.denildi.
5- İkiz şehidimizin adı bir camiye verilsin. Oraya gelenler eşlerimize dua etsinler. İsimleri ölümsüzleşsin” denildi.
6-Ciğerim yanıyor. Ama bu vatana ikizlerim değil uzman çavuş olan oğlum da feda olsun. Kanları yerde kalmasın.
7-İkizler 10 dakika bile yalnız kalsalar birbirlerini çok özlüyorlardı. Şimdi yan yana uyuyorlar.
8-Bizlere düşen onun uğruna kendisini feda ettiği ülkemize, değerlerimize ve ailesine sahip çıkmaktır.
9-Ülkesinin birbirine kurşun sıkan askeri ve polisi arasında kalan ve çözüm arayan bir bilim adamının şehit olmasına anlam vermek gerçekten çok zor. Kendi halkınasilah sıkacak kadar gözü dönmüş, vatanı ve kıblesi belli olmayan bu hainlerin hesap verme zamanı gelmiştir.
10-Hainlerin el ovuşturmalarına fırsat vermeyelim.
11-Şehit babsı evladını kaybettiği için taşıdığı hüznün yanı sıra milletin vatana yapılan ihaneti püskürtmesinin sevincini taşıdığı görüldü.
12-Millet olarak bundan sonra hainlere göz açtırmamak gerektiğini, uyanık olmak gerektiği belirtildi.
13-Tankın altına alıp ezecek kadar içinde nefret duyguları besleyen bütün vatan hainlerini, şerefsizleri, fetöcüleri paralelcileri Allah'a havale ediyoruz. Allah kahretsin,diye dua edildi.
14-Bu şehitlerimiz sayesinde milletimiz, vatanımız uçurumun kenarından dönmüştür.
15-Çevresinde merhamet ve cömertliğiyle tanınan nişanlısının, o gece ısrarla nöbet tutmak istediğini vurguladı.
16- Evvel Allah bu ülkemizi birlik beraberlik içerisinde geleceğe taşıyacağız.Temennisinde bulunuldu.
17- O anlar savaşı yaşadık, bizim askerimiz bizleri vurdu. Oğlumu kaybettim. Şehit annesinin sözleri böyleydi.
18- Bu vatana feda olsun canımız. Bu vatan dimdik ayakta duracak.
19-Vatan sağ olsun.Bunları yapanların yanına kar kalmayacak.
20-Bizim şehidimiz cennette bizi bekleyecek, onlar iki cihanda cehennemde ateşleri bol olsun diye dua edeceğiz.Denildi.
21-Çocuklarıma güzel bir ülke bırakmak istiyorum. Devleti, bu çapulculara mı bırakacağız?
22-Şehit ablası Döndü İpek:”Bir canım var benim canım da feda olsun .Tankın önüne dururz,silahın önüne dururuz.Ama yine de namusumuzu çiğnetmeyiz.Vatan bizim namusumuz,biz namusumuzu çiğnetmeyiz.
23-Şehit babası anlatıtor:Ramazan Bayramında Türk Bayrağına sarılı şehit cenazelerini görünce Oğlum ; “Bayram günü nasıl bunu yaparlar, Ben şehit olacağım” deyince. “Oğlum Asker değilsin, polis değilsin nasıl şehit olacaksın ”dedim. O” bak görürsün baba ben şehit olacağım demeye devam etti”
24- Şehidin son paylaşımına bakıldığında “Bu elleri ayıramayacak, bu vatanı bölemeyeceksiniz.” yazıyordu.
Halkın birbirini sevmesi ve birlikte hareket edebilmesi için bu güzellikleri devam ettirmeliyiz.
“Bu elleri ayıramayacak, bu vatanı bölemeyeceksiniz.”
“Vatan bizim namusumuz, biz namusumuzu çiğnetmeyiz.”
Vatan sözkonusuysa gerisi teferruattır.
KAYNAK:İNTERNET
(Devam edecek)

Bu yazı Milliyet Blog'da 27.08.2016 tarihinde yayınlanmıştır:

KAYNAK:
http://blog.milliyet.com.tr/15-temmuz-darbe-girisimi-nedeniyle-kim-ne-dedi--neler-soylendi--neler-konusuldu---9/Blog/?BlogNo=539640